5 Ocak 2026 Haftası

“… Onu daha önce duyduk; bütün o sopalar, mızraklar, kılıçlar, o beyin göçerten, saplanan, vurulan şeyler, o uzun ve sert şeyler hakkında işitmediğimiz şey kalmadı; ama içine bir şeyler konan şeyi, mazrufun zarfını şimdiye kadar hiç dinlemedik. Bu yeni bir hikaye. Yeni bir haber.

Ama eski de. Sonradan icat edilmiş, lüks, olmasa da olur bir gereç olan silahtan önce (düşünürseniz, herhalde çok çok önce); gerekli bıçak ve baltadan çok önce; vazgeçilmez kesici, öğütücü ve kazıcı gereçlerle aynı sıralarda -çünkü yiyemediklerinizi eve taşımak için kullanacağınız bir şey yoksa, dünyanın patatesini kazıp çıkarmanın manası olmazdı- enerjiyi dışa vuran gereçten ya önce ya onunla beraber,enerjiyi eve taşıyan gereci yaptık. Bana mantıklı geliyor. Fisher’ın insanın evriminde Çuval Kuramı dediği kuramın yandaşıyım ben.”

Ursula K. Le Guin – Çuval Kuramı ve Kurgu, Kadınlar Rüyalar Ejderhalar

Bilimsel metinler, insanlığın kökeninde erkeğin avcı, kadının ise toplayıcı olduğu cinsiyetçi bir iş bölümü olduğunu varsayar. Bu hikayeye göre erkek, aletler geliştirerek, avlanarak ve topluluğa et sağlayarak kültürel gelişime öncülük eden aktif üreticidir. Kadın ise hamilelik ve çocuk bakımı gibi nedenlerle “tehlikeli” av işinden uzak duran, eve bağımlı, pasif bir figürdür.

Ancak bu mit, bilimsel verilerle çelişir. Birçok araştırma, avcı-toplayıcı topluluklarda beslenmenin esas dayanağının avcılık değil, büyük ölçüde kadınlar tarafından yapılan toplayıcılık olduğunu göstermektedir.

Bu doğallaştırma sürecini anlamak için iki güçlü kavrama bakabiliriz: Adrienne Rich’in “zorunlu heteroseksüellik” ve Marti Kheel’in buradan yola çıkarak geliştirdiği “zorunlu et yeme” kavramları. Her ikisi de bu pratiklerin bireysel birer tercih değil, toplum tarafından dayatılan kurumsal normlar olduğunu savunur.

Bu normların dışına çıkanlar ise derhal “anormal” olarak damgalanır. Tıp, bu noktada kilit bir rol oynar. Tıpkı bir zamanlar eşcinselliğin bir “hastalık” olarak görülmesi gibi, et yememek de günümüzde “dengesiz beslenme” veya orthorexia nervosa(“sağlıklı beslenmeye hastalıklı derecede bağımlı olma”) gibi yeni icat edilmiş zihinsel bozukluklarla ilişkilendirilir.

Gündelik hayatta kimse birine “Neden heteroseksüel olmaya karar verdin?” diye sormaz. Ancak “Nasıl vegan oldun?” sorusu sıkça duyulur. Bu basit soru bile, hangisinin “normal” ve sorgulanamaz, hangisinin ise açıklama gerektiren bir “sapma” olarak görüldüğünü ortaya koyar.

Bu anlatı, sömürgecilikle derin bir bağ içindedir. Sömürgeciler, egemenlik kurdukları halkları aşağılamak için sıklıkla zoolojik (hayvanlara ait) terimler kullanmışlardır. Düşünür Frantz Fanon’un belirttiği gibi, sömürgeleştirme bir “gayri insanlaştırma” sürecidir.

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/937006