An’lar

  • Evde yokken misafir gelmiş!

    Bir gün parka gitmedim, bahar gelmiş. Ağacından çalısına türlü türlü bitki nasıl böylesine senkronize olabilmiş de yeşillenmiş, şaşkınım. Yüz insan koysak; kolumuzda saatlerimiz, elimizde iletişim kelepçelerimiz böylesini yapamayız. Düzenden çok ayrı düşmüşüz. Saate ve telefona değil, düzenle bir olmaya ihtiyacımız var. Geçen yaz parkta kitap okumaya başladım ama genellikle akşam saatlerine ya da hafta sonuna… Continue reading

  • Berlin’e dönüş

    Kendimi ‘küçük yer insanı’ olarak tanımlarım. Küçük yerde yaşama isteğimi dillendirip dururum. Küçük yerden on sekiz yaşımda çıktım. O günden beri kocaman şehirlerdeyim. Bir terapist endişelerim arttığında kafamda mutlu bir yer yaratmamı ve güvenli bir yer olarak oraya sığınmamı salık vermişti. Güvenli yerim lacivert sulara uzayan sakin bir iskeleydi. Küçük yerde yaşalama hayalimin de şehir… Continue reading

  • Selam Dünyalı!

    Geçen sene Dünya bir buzulun içinden benimle konuştu. Birbirimizi yakından tanıyınca daha da etkilendik birbirimizden. Dün gece bu sefer evren göklerden bana seslendi. “Selam Dünyalı! En favori insanlarımdan biri sensin, kıymetini bil,” dedi. “Bilmem mi efendim! Duygularımız karşılıklı. En çok istediğim şeylerden birini gerçekleştirdiğiniz için teşekkür ederim,” diye cevapladım. Yaşı benden epey büyük, ‘sen’ diyecek… Continue reading

  • Sitronscones

    Tromsø‘da sevimli bir kafe. Norveç Halk Hikâyeleri kitabım ve yeşim çayımla mutluyum. Tuzlu bir şeyler almak için tezgâha gidiyorum. Gözüme yuvarlak, ekmek tipli bir şey çarpıyor. Kurabiye veya şekerli hamur insanı değilim. Ama aklıma düşüyor bir kez, denenecek. Tadım yapılıyor. Bana seslenen bu ekmekçik babaannemin çocukluğumdaki kurabiyeleriyle aynı tat. Belki şekeri biraz daha az. İki… Continue reading

  • Yaşamaya teşvik

    İkinci uçuşumuzdan önce havalimanında birkaç saat geçirmemiz gerekiyor. Yazmak planımda yoktu, ancak öyle güzel masalar konumlandırmışlar ki, kendimi durduramadım. İskandinav ülkeleri sade ama insancıl tasarımlarıyla insanı yazmaya, yemeye ve içmeye kısacası yaşamaya davet ediyor. Davete icabet ediyorum. Continue reading

  • Bahar geliyor

    Berlin’de uzun ve çetin geçen bir kışın ardından hava ısındı. Dün parkta yürüyüş yaparken yeşillenen dalları da çekmiştim. Güneş gözlüğüyle çektiğimden becerememişim. Elimdeki tek güzel fotoğraf bu. Aslında en anlamlısı. Winter aconite (Eranthis hyemalis), erken baharda açan ve genellikle karların arasından beliren ilk çiçekmiş. Baharın habercisiymiş. Ölümsüzlük ve yeniden doğuşu simgelermiş. Aynı zamanda zehirliymiş. Biraz… Continue reading

  • Berlinale 2025 – El mensaje

    Berlinale’yi Iván Fund’ın yazıp yönettiği Arjantin, İspanya ve Uruguay yapımı El mensaje (The Message) ile kapattık. Keşke daha görkemli bir final olsaydı! 🙂 Filmin Gümüş Ayı Jüri Ödülü kazandığını da belirtmeden geçmeyeyim. Mara Bestelli, Marcelo Subiotto, Anika Bootz ve Betania Cappato’nun rol aldığı siyah-beyaz film, Arjantin’deki ekonomik kriz sırasında, hayvanlarla iletişim kurma yeteneğine sahip dokuz… Continue reading

  • Berlinale 2025 – La cache

    Christophe Boltanski’nin 2015’te yayımlanan aynı adlı romanından uyarlanan filmin yönetmeni Lionel Baier. İsviçre, Lüksemburg ve Fransa ortak yapımı olan filmde Dominique Reymond, Michel Blanc, William Lebghil, Aurélien Gabrielli ve Liliane Rovère başrolleri paylaşıyor. Hikâyenin merkezinde dokuz yaşındaki kahramanımız var. Anne ve babası Mayıs 1968 öğrenci protestolarına katılırken, o da büyükanne ve büyükbabasının evinde, geniş ve… Continue reading

  • Berlinale 2025 – The Thing with Feathers

    Dün, başrol oyuncusu Benedict Cumberbatch’in de katıldığı The Thing with Feathers’ın Avrupa prömiyerindeydik. Ancak Benedict, sabah erken saatlerde Londra’da çekimi olduğu için filmi izleyemeden ayrıldı. Zaten salonda izleyicilerin heyecanını görünce, o varken nasıl bir seyir olurdu, pek emin olamadım. 🙂 The Thing with Feathers, Max Porter’ın Grief Is the Thing with Feathers adlı romanından uyarlanan,… Continue reading

  • Berlinale 2025 – If I Had Legs I’d Kick You

    Dün izlediğimiz film Berlinale’nin ana salonunda gösterilince, ben de fırsattan istifade Tildacığımızın imzalı afişini çekip araya sıkıştırdım. Tesadüf bu filmin kahramanının adı da Tilda. If I Had Legs I’d Kick You, Mary Bronstein’in yazıp yönettiği ve aynı zamanda rol aldığı, Rose Byrne’ın başrolde yer aldığı 2025 yapımı bir Amerikan komedi-drama filmi. Prömiyerini 24 Ocak 2025’te… Continue reading