An’lar

  • Tutunabilenler

    Bu güzelliği gördüğümde kulağımda Feride Çiçekoğlu yaşadığı korkunç dönemi (kendi korkunç diye tanımlamıyor, bu benim duyduklarımdan sonraki yorumum) nasıl mizahla aştığından ve hayata tutunduğundan bahsediyordu. Bu ağaç da kim bilir kaç senedir tutunuyor hayata. Kışın çetin geçeceğini bilse de böylesine görkemli karşılıyor onu. „Senden korkmuyorum, senden büyüğüm.“ diyor gökkuşağını bir ucundan tutup yakalamış yapraklarıyla. Continue reading

  • Ağacım

    Evimin karşısındaki parkta bir ağacım var. Çok heybetli bir meşe ağacı. Fotoğraflardaki mütevazı duruşuna aldanmayın. Gövdesi tek başıma sarılamayacağım kadar geniş. Daha heybetli başka ağaçlar, parkta daha çok zaman geçiren başka insanlar vardı elbet. Ama biz birbirimizi seçtik. Continue reading

  • Bavul ticareti

    Sadece kendimi değil, Türkiye‘den gelen her misafirimi alet ettiğim bavul ticaretinin son mahsulleri. Basım yılları yazmıyor 🙂 90‘ların başı olmalı. Anne-baba evinden kitap aşıran kaç kişiyiz? „Babanın kitaplarına elleme, aman bir şey olmasın!“ uyarıları hala kulağımda. Kitabı mümkün olduğunca evde, kıvırmadan, kırıştırmadan, belirli bir açıyı geçmeyecek kadar açarak okumak babamdan bana kalan kurallar. Ayrıca her Continue reading

  • Öğle yürüyüşünde aile dostu ziyareti

    Bugün bilmediğim bir sokak keşfetmek istedim ama öğle aramda keşfedebileceğim tüm sokakları bitirdiğimi düşündüm. Ayaklarım beni bir tanıdığa çıkardı. O sırada kulağımda Gülten Dayıoğlu basılan her kitabında çocuklarını arayıp „Bir kardeşiniz daha oldu.“ diyerek haber verdiğini anlatıyordu. Bu Sovyet Anıtı da öykülerimden birine konu olduğundan çocuk diyemesek bile samimi bir aile dostudur gözümde. Anıtın önü Continue reading

  • Sevmediğiniz bir işe nasıl katlanırsınız?

    Her boşlukta kendime alan açarak, esnek çalışma saatlerimin hakkını dibine kadar vererek, istediğim her kitabı alabilmemi sağlayan işim için şükrederek, beni sinirlendirdiklerinde nefesime odaklanarak, yakında görünür olacağıma inanarak… Continue reading

  • Işıkları açık bırakın

    Berlin‘in en sevdiğim zamanları. Dünyanın bu zamanını ise hiç sevmedim. Yerkürenin neresine düştüğümüze göre şekilleniyor acılarımız ve ışıklandırmalarımız. Bazı coğrafyalar çok karanlık. Küresel ısınma bile adil davranmıyor. Refah içindekiler daha da refaha, kıtlık içindekiler daha da kıtlığa sürükleniyor. Evren keşke hepimize eşit ışık tutsa, hepimizin yolunu aydınlatsa. Continue reading

  • Gözler

    Küçük bir şehri ziyaret edip yine küçük yerde yaşama hayalleri kurduğum bir sabahtı. Serin hava beni dinçleştiriyordu. Ciğerimdeki taze havanın mı yoksa küçük bir şehirde olmanın huzurunun mu etkisi bilmem duruşum bile dikleşmişti. Ben önümde süzülen tavşana, gözleri olan ağaç bana bakıyordu. Continue reading

  • Kapitalizm kokulu güzellemeler

    “Başlangıçta bakındım ama hayal ettiğim arabayı bulamadım. Ben de kendim yapmaya karar verdim.” diyor Ferry Porsche. Sonuç tam olarak benim cevap anahtarıma uymasa da, gidiş yolundan puan veriyorum kendisine. Continue reading

  • Mevsimler ve renkler

    İlkbahar, yaz, sonbahar paylaşmışlar renkleri Kışa hiç renk, bana hiç sen kalmamış Bekliyorum bulayım diye rengimi Halbuki bir salyangozum ben çamurlaşmış yaprak cesetleri arasında Continue reading

  • Berlinerin

    Kendini bir şehre ait hissetmenin en kolay yolu bir takım tutmak belki de? Continue reading