An’lar

  • Paşa gönlüm

    Birbiriyle alakasız görünen ama aslında çok alakalı iki fotoğraf. Dünden ve bugünden. Hayatım boyunca başta kırmızı olmak üzere gülden hiç hoşlanmadım. Dün çiçekçiye girdiğim gibi uçuk turuncudan pembeye uzanan bu buket beni çok etkiledi. Ama güldü, gül alamazdım, ben gül sevmezdim. Diğer buketler arasında gidip geldim. Yaptığım aranjmanlar beni mutlu etmedi. Farklı çiçeklerle kasaya yönelmişken Continue reading

  • Turandot – Puccini

    Dün akşam Staatsoper’de Puccini’nin son eseri Turandot operasını izledik. Nessun dorma aşkına. Tenor Brian Jagde muhteşemdi, koro da. Ama ben yine Pavarotti döngüsüne girdim çıkamıyorum. Hem konusu hem de uyarlanışı itibariyle çok enteresan bir operadaydı. Aslında bu bir Asya operası, hikâye Binbir Gece Masalları’ndan geliyor. Çin prensesi ikinci perdede ete kemiğe bürünse de kocaman bir Continue reading

  • Çiçek açtık

    Gündem korkunç ama burası benim tek sığınayım. Dün yer aldığım kitabın kapağını gördüm. İçimde kelebekler uçuştu. Açıp açıp baktım fotoğrafa ki üzerinde henüz ismim yazmıyordu, taslaktı. Olsun 🙂 Neredeyse her hafta bir ya da iki buket çiçek alırım eve. Onları izlemeye bayılırım. Ancak çalışma odamda yer olmadığından salonda dururlar. Hafta içi yemek dışında salona neredeyse Continue reading

  • Museum in der Kulturbrauerei

    Berlin bizi şaşırtmayı hiç bırakmıyor. Daha önce görmediğimiz bir Doğu Almanya müzesini gezdik bugün. Beni en çok şaşırtanları paylaşıyorum. İlk fotoğraf Doğu Almanya’daki yazan içkiler hareketi. İşçilerin Doğu Alman hükümetini ve politikalarını öven, çalışmanın iyi yönlerini ortaya çıkaran içerikler üretmesi amaçlanmış. İkinci fotoğraf bir video kaydından. Adam ülkeden çıkmak için başvuru yapıyor. Başvurusu cevaplanmadığı gibi Continue reading

  • Banksy mahallemizde

    Mahallemize ufak bir Banksy sergisi açıldı. Üçüncü resim Kanadalı bir sanatçıya ait, eserin adı Kimse Beni Sevmiyor. Banksy’nin İsrail karşıtı eserlerini Berlin’de görebilmek de beni şaşırttı açıkçası. Continue reading

  • Son hazırlıklar

    Bu aralar nedense sürekli dışarıda olmak istiyorum. Çıkarken tablet ve kitaplar da benimle geliyor. Öykü dosyam bitti, içeriği üzerinde çalışıyorum. Gerekli cesareti bulabilirsem yakında benden çıkacak. Benden çıkması başkasına varabilmesi anlamına gelmiyor tabii ki. Ama yine de çok mutlu hissediyorum. Bu şahane eylül havasında bu yazıyı parkımızdaki kafeden yazıyorum. Yazdığım için eylül havası daha da Continue reading

  • Birtakım şahanelikler

    Koşun! Berlin’e kocaman Türkçe kitap seçkili bir kitap kafe açılmış. Dün akşam sokaklarda mecnun gibi gezmemin sebebi kendisidir. Öylesine mesudum ki dadıcığım… Continue reading

  • Kel Diva

    Dün akşam Kel Diva’yı izledik. Absürt olan her şeye bayıldığım gibi bu oyuna da bayıldım. Böyle bir oyunu Türk seyircisine sunmak büyük cesaret, kadrodaki kocaman isimlerin salonu terk eden seyirci oranını düşürdüğü kesin. Berlin’de böyle bir durum yaşandığını düşünmüyorum ancak İstanbul yorumlarımda rastladım. Herkesin keyif alacağı bir oyun değil, onda anlaşalım. Bana kalırsa dün muazzam Continue reading

  • May December

    Açık hava sinemalarını çok seviyorum. Bazen caddenin sesi, bazen sivrisinek olsa da, sert oturaklarda popomuz uyuşsa da, izleyenler gürültülü olsa da başka bir tadı var. Hem benim için yeni bir şey hem de bir yanıyla çok nostaljik. Sanırım bu karşıtlık beni etkiliyor. Eve yakın, orman içinde, gölet kenarı bir yer keşfettik. Pek hoştu. İzlediğimiz film Continue reading

  • Off The Record – Trevor Noah

    Katıldığım etkinlikleri buraya not etmeyi seviyorum. Geçen adını hatırlayamadığım ve gösterisine gitmek istediğim bir komedyenin adını sitemde buldum. Perşembe günü neredeyse tüm gösterilerini ve komedi şovunun tüm bölümlerini izlediğim Trevor Noah’ın son gösterisine gittik. Birkaç espri eski gösterilerdendi, hatırladım. Yine de epey eğlendik. Dil ve taklit konusundaki yeteneğini konuşturdu. Fransa’ya da Almanları böyle mi anlatıyor Continue reading