Günlük
-
Rakamlarla 2025 ve 2026 planlarım
Mesleki bir deformasyon olarak yılı rakamlarla özetlemeyi hep sevmişimdir. Yine de her geçen yıl tuttuğum istatistiklerin azaldığını fark ediyorum. Örneğin bu yıl kaç kitap okuduğumu saymadım. Yine de paylaşmaya değer bulduğum bazı notlar var. Bu sene blogumda 155 yazı yayımlamışım. İki buçuk yıl önce günlük tadında başlayan metinler, zamanla disiplinler arası, daha derli toplu denemelere dönüştü. Yılın Continue reading
-
Uzun geceler
Berlin bir haftadır muhteşem gün batımları hediye ediyor bize. Sanıyorum sabah sekiz buçukta aydınlanıp akşam dörtte kararmasından kendi de biraz utanıyor ve son bir haftadır gri katmanlaşmış bulutlarındansa güneşli yüzünü bize sunuyor. Türkiye’de yaşarken hava durumunu umursamayacak kadar güneş mi görüyordum bilmiyorum. Çünkü hava durumunu hiç önemsemezdim. Bu değişiklik yaştan mı coğrafyadan mı onu da Continue reading
-
Ay ve teleskop
Bir yerlerde “Ay olmasaydı teleskop olmazdı,” diye bir cümle görmüştüm. Hoşuma gitmişti. Tabii ki bunun bilimsel bir gerçekliği yok. Yine de metaforik olarak çok güçlü bir cümle. Ayın büyüsü bugün bile çok çekici değil mi? Büyülenmeden merak olur mu? Olur ama pek tatsız olur. Bir şey seni durmaya, bakmaya, hissetmeye zorlar. Karşı koyamazsın. Daha yakından görmek istersin, anlamak ve Continue reading
-
Çevrim dışı insan
Stresin tüm hastalıkların kaynağı olduğunu bilsek de vücudumuzdaki anlık etkilerini gözlemlemek yine de insanı hazırlıksız yakalıyor. Atalarımız ağaç dalından düşmenin, bir yırtıcıya yem olmanın haklı streslerini yaşarken bizleri gördüğümüz bir mesaj bile strese sokabiliyor. Somut tehditlerin yerini soyut ve sembolik tehditler aldı. Artık kocaman bir aslan yok, yüzlerce minik aslan var. Atalarımızın tehditleri ani ve Continue reading
-
Durum güncellemesi
Takvimler sonbaharı gösteriyor. Aslına bakarsanız benim için sonbahar Ağustos ortasında başlamıştı, çünkü sabah 5:30’da uyandığımda hava artık karanlık oluyor. Tekinsizlik duygusunu severim, ama karanlığın tekinsizliği bende hoş bir his bırakmıyor. İnsanın kendi bu kadar karanlık ve karanlıkta bir varlıkken aydınlık peşinde koşmamız bir tezat mı, özlem mi, umut mu? Geçtiğimiz ay pek okumadım ve üretmedim. Continue reading
-
Seçilmeyenler kulübü
Birkaç ay önce adını duymamış olduğum bir yayınevinin öykü yarışmasına katıldım. Jüri üyelerine bile bakmadan, öylece başvurdum. Geçtiğimiz haftalarda sonuçların açıklanması gerekiyordu. Ancak yoğun talep olduğundan(ki her öykü yarışmasına en az o kadar başvuru oluyor) tarihi birkaç hafta ötelediler. Sonra o tarihi de birkaç gün ötelediler. Bu süre zarfında resmî ve elle tutulur bilgilendirme de Continue reading
-
Mevsimsel olamayan duygu durumu bozukluğu
Bu yazı Kuzey ve Orta Avrupa’da geçiren insanlar olarak sanırım çoğumuz bir depresyon hâlindeyiz. Temmuz ayı içinde güneşli gün sayısı üçtü. Onlarda da gün içinde yine bulutlanmalar oldu, yağmurlar yağdı. Böyle bir yazın Almanya’dan kıpırdayamadığım bir döneme denk gelmesi de ayrıca sinir bozucu. Kışın nasıl ayakta kalacağız bilemiyorum. Yaz en azından bir umudun simgesiydi. Artık Continue reading
-
Neden bir bülten?
Pazar sabahı ilk bültenimi okurlarla paylaştım. Bültene olan ilgi ve güzel yorumlar beni çok mutlu etti. Eğer hâlâ üye değilseniz buradan olabilirsiniz. Üye olup da maili göremediyseniz spam klasörünü kontrol etmekte fayda var. Peki neden bir bültene ihtiyaç duydum? Bloga veyahut bana aşina olanlar hayatımın büyük bir bölümünü okuyarak ve araştırarak geçirdiğimi bilirler. Öğrenmek ve Continue reading
-
Sevim Burak: kalbime yürüyen iğne
Bloga bir Sevim Burak bölümü ayırsam yeridir. Sanırım Kafka, Sevim Burak için neyse; Sevim Burak da benim için o. Onu ilk okuduğum günden beri aklıma düşmediği bir gün bile var mı, emin değilim. Şu sıralar Sevim Burak’ın oğlu Karaca’ya yazdığı mektupları okuyorum. Kafka’yla ilgili şöyle diyor: “Benim hocam, tanrım Kafka’dır, bilirsin, o’nu hiçbir zaman aşamıyacağım Continue reading
-
Cringe olmayana dek cringe olmak
05.07.2025, 06:05, Berlin Dün, içerik üreticisi Demet Ün’ün şu cümlesine denk geldim: “Yapacağın, paylaşacağın şeyler ‘cringe’ olacak, ta ki bir gün olmayana kadar.” Bu, sadece içerik üretimine değil, tüm yaratma süreçlerine, tüm görünür olma çabalarına yayılabilecek kadar yerinde bir tespit. ‘Cringe’ son yıllarda sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan bir kelime. Türkçeye en yakın karşılığı ‘utanç Continue reading