-
Tutunabilenler
Bu güzelliği gördüğümde kulağımda Feride Çiçekoğlu yaşadığı korkunç dönemi (kendi korkunç diye tanımlamıyor, bu benim duyduklarımdan sonraki yorumum) nasıl mizahla aştığından ve hayata tutunduğundan bahsediyordu. Bu ağaç da kim bilir kaç senedir tutunuyor hayata. Kışın çetin geçeceğini bilse de böylesine görkemli karşılıyor onu. „Senden korkmuyorum, senden büyüğüm.“ diyor gökkuşağını bir ucundan tutup yakalamış yapraklarıyla. Continue reading
-
Her yanımız sakal, her yanımız bıyık
23.10.2023, 07:16, Berlin Judy Chicago 1939 doğumlu feminist sanatçı. Erkek egemenliğinden kurtuluş kutlamasında soyadını reddedip, doğduğu kentin adını almayı tercih ediyor. Aslında bu olay yaşandığında evli değil, almayı reddetmesi gereken bir eş soyadı yok ama eril düzene bir tepki. Evlendiğimden beri sadece resmi evraklarda eşimin soyadını kullanıyorum. Onu da kaldırmayı çok isterdim ama bir bürokrasi Continue reading
-
42
22.10.2023, 07:24, Berlin Göklerden geldim. Büyüktüm, ufaldım. Evrende yalnız gezerken onun sırlarına nail oldum. Önceleri anlatmak istedim, anlatacak kimse bulamadım. Sonra da benim anlatma isteğim kalmadı. Dokunan sırlarıma nail olabilir, tabii benim kadar dayanıklıysa. Sırlarımı barındırırken bu kadar yorgun düşmeseydi gövdem, eski heybetimin bir kısmını muhafaza edebilirdim gibi gelir. Bir gün evrende salınan, hiçbir güce Continue reading
-
Ağacım
Evimin karşısındaki parkta bir ağacım var. Çok heybetli bir meşe ağacı. Fotoğraflardaki mütevazı duruşuna aldanmayın. Gövdesi tek başıma sarılamayacağım kadar geniş. Daha heybetli başka ağaçlar, parkta daha çok zaman geçiren başka insanlar vardı elbet. Ama biz birbirimizi seçtik. Continue reading
-
Göğün yüzü
21.10.2023, 07:10, Berlin Dün gün ağarmak bilmedi. Üstümüzde kaç kat bulut vardıysa Berlin için normal bir gündüz karanlığına ulaşmamız öğleni buldu. Sürekli yağmur yağdı, yürüyüşe bile çıkamadım. Gökyüzü ile yakın ilişkim Almanya’ya gelişime denk geliyor. İstanbul’da yaşadığım kişisel tarihim açısından karanlık o dönemde tabiri caizse gökyüzünün mavi olduğunun bile farkında değildim. Sadece çalışıyor, uyuyor ve Continue reading
-
Peşin satanla karşılaşma
20.10.2023, 07:22, Berlin Beth’in kitabına devam ederken şunları düşünüyorum: Neden yazdıklarımızı başkalarına okutuyoruz? Yazmak bir ihtiyaç peki ya yazdıklarını okutmak? Seneler boyu benden başkasının kapağını açmayacağı defterlerde biriktirebilirdim yazdıklarımı. Ama öyle olsun istemedim. Yazdığım öykülere ne kadar güvenmediğimi söylesem de insanlara okudum, okumaları için yolladım. İnsan arkasında duramayacağı bir şeyi başkasıyla paylaşır mı? Yazdıklarıma güvenmeliyim, Continue reading
-
Bavul ticareti
Sadece kendimi değil, Türkiye‘den gelen her misafirimi alet ettiğim bavul ticaretinin son mahsulleri. Basım yılları yazmıyor 🙂 90‘ların başı olmalı. Anne-baba evinden kitap aşıran kaç kişiyiz? „Babanın kitaplarına elleme, aman bir şey olmasın!“ uyarıları hala kulağımda. Kitabı mümkün olduğunca evde, kıvırmadan, kırıştırmadan, belirli bir açıyı geçmeyecek kadar açarak okumak babamdan bana kalan kurallar. Ayrıca her Continue reading
-
Mavi dağlar durmaksızın yürüyor
19.10.2023, 07:23, Berlin Bana her gün yazma alışkanlığını aşılayan şey Beth Kempton’ın The Way of The Fearless Writer kitabıdır. Sanırım Beth’in kitabını ve egzersizlerini biraz kendimce değiştirdim ama önemli olan sonuç diye düşünüyorum. Doğu felsefesi ile yazma prensiplerini harmanlayıp yazar adaylarına cesaret vermeyi ve onları masa başına oturtmayı hedefleyen bir kitap. Kitabı artık egzersizlerini yapmadan, Continue reading
-
———————
18.10.2023, 07:07, Berlin Alarmla uyandı. İnsan kendine vakit ayırmalıydı. Twitterı açtı. Uyanır uyanmaz telefon ele alınmazdı. İnsanlar ölüyor. Dilini sıyırdı. Gece boyu vücuttan atılan toksinler dil üzerinde birikirdi. İnsanlar ölüyor. Dişlerini fırçaladı. Diş sağlığı önemliydi. İnsanlar ölüyor. Bir podcast açtı. İnsan her fırsatta yeni şeyler öğrenmeliydi. İnsanlar ölüyor. Cilt bakımını yaptı. Güne temiz bir ciltle Continue reading
-
Öğle yürüyüşünde aile dostu ziyareti
Bugün bilmediğim bir sokak keşfetmek istedim ama öğle aramda keşfedebileceğim tüm sokakları bitirdiğimi düşündüm. Ayaklarım beni bir tanıdığa çıkardı. O sırada kulağımda Gülten Dayıoğlu basılan her kitabında çocuklarını arayıp „Bir kardeşiniz daha oldu.“ diyerek haber verdiğini anlatıyordu. Bu Sovyet Anıtı da öykülerimden birine konu olduğundan çocuk diyemesek bile samimi bir aile dostudur gözümde. Anıtın önü Continue reading