Rakamlarla 2025 ve 2026 planlarım

Mesleki bir deformasyon olarak yılı rakamlarla özetlemeyi hep sevmişimdir. Yine de her geçen yıl tuttuğum istatistiklerin azaldığını fark ediyorum. Örneğin bu yıl kaç kitap okuduğumu saymadım. Yine de paylaşmaya değer bulduğum bazı notlar var.

Bu sene blogumda 155 yazı yayımlamışım. İki buçuk yıl önce günlük tadında başlayan metinler, zamanla disiplinler arası, daha derli toplu denemelere dönüştü.

Yılın ikinci yarısından itibaren yazılarımı yalnızca kendi blogumda ve kendimden saydığım platformlarda yayımlamaya karar verdim. Buna rağmen senenin ilk yarısı oldukça üretken geçti: Kırmızı Kalem’de bir öykümle üçüncülük aldım, iki basılı ve bir online dergide öykülerim yayımlandı. Ayrıca kolektif bir polisiye kitapta yer aldım.

Bu senenin benim için asıl gelişmesiyse bu hafta yirmi dördüncü sayısını paylaştığım bülten oldu. Aldığım geri dönüşler, bu tek kişilik mikro derginin sadece bana değil, okuyanlara da iyi geldiğini düşündürdü. Bu bülten serisi, edebiyat, çağdaş sanat, felsefe ve sosyolojinin kesişim noktalarında gezinen, disiplinler arası ve çok katmanlı bir düşünce yolculuğunu kapsıyor. Shakespeare’in emoji diline çevrilmesinden Marina Abramović’in sarsıcı performanslarına, Cattelan’ın duvardaki muzundan Banksy’nin sansürlenen eserlerine kadar sanatın kışkırtıcı gücünü incelerken; aynı zamanda linç kültürü, parasosyal ilişkiler ve dopamin tuzakları gibi modern çağın getirdiği toplumsal ve psikolojik krizleri derinlemesine sorguladık. Kadın anlatısı, sansür tarihi ve “öteki” kavramı üzerinden toplumsal hafızayı tazelediğimiz yazılarda, Frankenstein’ın mirasından yapay zekâ etiğine, metakurgudan dikey dizilerin yarattığı dikkat erozyonuna kadar geniş bir perspektifte, okuru sadece tüketen bir izleyici olmaya değil, hayatı ve sanatı eleştirel bir gözle yeniden okumaya davet ettik.

Bu bültenler, tıpkı 21. sayıda Haftanın Kelimesi Köşesi’nde paylaştığım kaleydoskop gibi; sanatın, edebiyatın ve gündelik hayatın dağınık parçalarını her hafta yeniden çevirerek, okura tanıdık malzemelerden yepyeni ve anlamlı desenler sunan bir çiçek dürbünü işlevi görüyor. Hâlâ üye olmadıysanız, buradan olabilirsiniz.

2024’ün sonunda blogumda Karşılaşmalar bölümünü başlatmış ve ilk konu olarak Zihin ve Bilinç’i seçmiştim. Amacım bir konuyu edebiyat, felsefe, psikoloji, sanat ve sosyoloji gibi farklı disiplinler üzerinden ele almaktı. Zor bir işe giriştiğimin farkındaydım. 2025 boyunca bu konuyla ilgili 6 yazı ürettim ancak bu uğraş beni epey yordu. Hayalimdeki okumaların hepsini yapabilmem için bu işin tam zamanlı bir meşgaleye dönüşmesi gerekir, bu da tam zamanlı maaşlı bir işte çalışırken imkânsız. Üstelik başka edebî uğraşlarım da var.

Bu sebeple bölümün içeriğini biraz değiştirmeye karar verdim. Bu sene roman dosyama da katkı sağlaması için antropolojiye yoğunlaşacağım. Antropoloji zaten kendi içinde disiplinler arası bir alan, Karşılaşmalar’ın yola çıkış amacını da fazlasıyla karşılıyor. 2026’da bu konuyla ilgili yazılar üreteceğim. Blogtaki diğer bölümler için de üretmeye devam edeceğim elbette.

Hepimiz için sağlıklı ve huzurlu bir sene diliyorum.