-
Rakamlarla 2025 ve 2026 planlarım
Mesleki bir deformasyon olarak yılı rakamlarla özetlemeyi hep sevmişimdir. Yine de her geçen yıl tuttuğum istatistiklerin azaldığını fark ediyorum. Örneğin bu yıl kaç kitap okuduğumu saymadım. Yine de paylaşmaya değer bulduğum bazı notlar var. Bu sene blogumda 155 yazı yayımlamışım. İki buçuk yıl önce günlük tadında başlayan metinler, zamanla disiplinler arası, daha derli toplu denemelere dönüştü. Yılın Continue reading
-
Zihin ve Bilinç – VI
Bu blog serisinde uzun bir yol katettik. Zihni ve bilinci önce edebiyatta aradık, sonra felsefe sorularıyla deştik. Psikolojinin derinliklerine inip bilinç dışının karanlık odalarında dolaştık ve sanatın renklerinde bulmaya çalıştık. Her yazının içine de edebiyatı kattık. Ancak tüm bu disiplinlerde odak noktamız hep bireydi. Biricik, dokunulmaz, kendi kararlarını veren ben… Peki öyle miyiz gerçekten? Kapanış Continue reading
-
Zihin ve Bilinç – V
Zihin ve Bilinç konusuna sanat tarihi açısından yaklaşmayı planlarken aslında aklımda bambaşka bir bağlam vardı. Ancak yaşananlar ve okunanlar beni istemeden başka bir yola soktu. Bilincin beden üzerindeki etkisi, özellikle son haftalarda, düşüncelerimi tamamen farklı bir tema etrafında topladı. Son günlerde şunu tuhaf bir şekilde tecrübe ettim: Ölümsüz olduğunu sandığın bedenle, her an çökebilecekmiş gibi beklediğin Continue reading
-
Uzun geceler
Berlin bir haftadır muhteşem gün batımları hediye ediyor bize. Sanıyorum sabah sekiz buçukta aydınlanıp akşam dörtte kararmasından kendi de biraz utanıyor ve son bir haftadır gri katmanlaşmış bulutlarındansa güneşli yüzünü bize sunuyor. Türkiye’de yaşarken hava durumunu umursamayacak kadar güneş mi görüyordum bilmiyorum. Çünkü hava durumunu hiç önemsemezdim. Bu değişiklik yaştan mı coğrafyadan mı onu da Continue reading
-
8 Aralık 2025 Haftası
“Ama orası benim kendi ülkem değildi: Yalnızca oradangeçiyor ve gizli bir korkuyla düşündüğüm bir eve dönüyordum,onu durdurmak bana düşmez gibi geldi bana. Bir birey olarakahlaki görevinin böylesine açıkça ortaya serildiği bir anda insanın,kendisinin o kadar da önemli olmadığını düşünmesi öyle kolay ki.Ona karşı koysaydım belki de daha sonra olanların hiçbiri olmazdı.Ama bir kere olsun bunu Continue reading
-
Miras
Sevdiğim yazarlardan Benedict Well’in Nazi döneminde önemli bir figür olan Baldur von Schirach’ın ailesinden geldiğini ve bu nedenle soyadını değiştirdiğini öğrendim. Bir kaçış, reddediş ya da bir tavır… Geçmişi değiştiremesen de onunla aynı hizaya düşmeyi reddediyorsun. Bizim coğrafyamızda hafıza kısa sürelidir. Hafızanın süreksizliği, suçun ya da etik sapmanın kuşaklar arası bir sorumluluk olarak ele alınmasını Continue reading
-
Madame Butterfly
Dün akşam Staatsoper’de Madame Butterfly’ı izledik. Puccini’nin en hüzünlü operalarından biri. Tüm yük soprano Elena Guseva’nın omuzlarındaydı. Böylesine tek sanatçı odaklı başka bir opera daha izlemedim. Guseva muazzam bir müzik şöleni yaşattı bize. Keza yardımcısı mezzosoprano Natalia Skrycka da çok iyiydi. Özetle kadınların sırtladığı bir operaydı. Tenor Najmiddin Mavlyanov’un da hakkını yemeyeyim tabii. Rolü ufak Continue reading
-
Ay ve teleskop
Bir yerlerde “Ay olmasaydı teleskop olmazdı,” diye bir cümle görmüştüm. Hoşuma gitmişti. Tabii ki bunun bilimsel bir gerçekliği yok. Yine de metaforik olarak çok güçlü bir cümle. Ayın büyüsü bugün bile çok çekici değil mi? Büyülenmeden merak olur mu? Olur ama pek tatsız olur. Bir şey seni durmaya, bakmaya, hissetmeye zorlar. Karşı koyamazsın. Daha yakından görmek istersin, anlamak ve Continue reading
-
The Clock
Zamanı seyretmek ister miydiniz? Soru hem felsefe hem de bir paradoks barındırıyor. Ancak zamanı olmasa bile zamanın temsilini izlemek mümkün. Christian Marclay’in The Clock isimli çalışmasından bahsediyorum. 2010’da Londra’daki prömiyerinden ve 2011’de 54. Venedik Bienali’nde Altın Aslan’ı kazanmasından bu yana, dünya çapında büyük ilgi gören ve New York’taki MoMA, Londra’daki Tate, Yokohama, Paris’teki Centre Pompidou Continue reading
-
24 Kasım 2025 Haftası
https://dusunbil.com/gercek-orada-bir-yerlerde-the-x-filesin-felsefesi/ “Bizler dünyadan püsküren alevleriz.” “…Konuşmak hastalıklı düşüncelerden bir nevi uzaklaşmadır, başkalarına karşı bir çeşit savunma. Şayet sözcükler insanları rahatsız edip beyinlerini zorluyorsa fazla anlam taşımıyorlardır. Ben kendimden biliyorum, konuşmayı içgüdüsel olarak bir savunma aracı niyetine kullanıyorum. Birisiyle konuşurken onun sabrını zorluyorum, sanki onu esir almışım gibi…” Edward Munch, Mahrem Günlükler “Günün birinde onun öyküsünü Continue reading