-
Bülten 27: Işık Olsun! – 18.01.2026
Isaac Asimov, bilim kurgunun gelmiş geçmiş en yaratıcı ve üretken ustalarından biri. Eserlerinden uyarlanan pek çok film ve dizi de var. Ama onu yalnızca bir yazar olarak değil, aynı zamanda bir gelecek tasarımcısı olarak da düşünmek mümkün. Gelecekte robotlar olacak, savaşlar çıkacak demekle yetinmiyor; öngördüğü sistemler için bir yol haritası sunuyor. Bugün, öngörülerinin birer birer… Continue reading
-
Bülten 22: Başarı ve Başarısızlığın Yeni Estetiği – 14.12.2025
Geçenlerde bir sohbette başarı üzerine konuştuk. Başarı nedir gerçekten? İmrenilen bir işin, kusursuz görünen bir ailenin ya da çok paranın olması mı? Kitabının yayımlanması mı? Bahçenin komşununkinden daha yeşil görünmesi mi? Yoksa dünyanın öte ucuna yapılan bir yolculuk mı? Bu soruyu düşünürken aklımda beliren tek şey, insanın mutlu olmasıydı. Yani başarı, benim için en sade… Continue reading
-
Bülten 21: Dopamin Tuzağından Kaçış – 07.12.2025
Siz de son zamanlarda peşinden koştuğunuz şeylerin hiçbirinden gerçek bir haz alamadığınızı hissediyor musunuz? Gün içinde defalarca parlayan ekranlar bizi bir sonraki mesaja, bir sonraki sayfaya, bir sonraki habere, bir sonraki deneyime çağırıyor. Daha fazlasını görme ve bilme arzumuz hiç bitmiyor ama geriye çoğu zaman eksik bir haz kalıyor. Üzülmeyin, sorun bizde değil; sistemde. Yine… Continue reading
-
Bülten 20: Biz Olmakla Ben Kalmak Arasında – 30.11.2025
Breaking Bad ve Better Call Saul’dan sonra geniş bir hayran kitlesine ulaşan Vince Gillian’ın merakla beklenen yeni projesi Plur1bus seyirciyle buluştu. Gillian etkisi olmasaydı, konu tercihi itibarıyla dizinin başından itibaren böylesine ses getireceğini düşünmezdim. Ancak benim gibi izledikleri üzerine düşünmeyi, sorgulamayı ve yazmayı seven izleyiciler için dizinin tam bir biçilmiş kaftan olduğunu söyleyebilirim. Pluribus, Birleşik… Continue reading
-
Bülten 37: Kutsal Direği Taşımak – 12.07.2026
*** …Tıklım tıkış. Nefes alacak yer yok. Üç günlük yol, dile kolay. Nasıl geçecek balık istifi gibi? Erkeklerle kadınları ayırmışlar Allah’tan. Hayırlısıyla bir varsam… Tren Münih’e kadar götürürmüş. Oradan fabrikanın şefi alacakmış. İstanbul’daki irtibat bürosundan bir kâğıt tutuşturdular elime, şehrin ismi yazıyor, yazıyor da okunmuyor ki. Bu ne menem dil, nasıl öğreneceğiz bakalım? Dayı oğlu… Continue reading
-
Bülten 36: Sonsuzluktan Vazgeçiş: Zaman, Hafıza ve Kozmik Önemsizliğimiz – 28.06.2026
İnsan neden geçmişin yok olmasını bir türlü kabullenemez? Ölülerin, yitip giden anıların ve çoktan harcanmış zamanın bir yerlerde, bir şekilde varlığını sürdürdüğüne inanmaya neden bu kadar muhtacız? Borges’e bakarsanız, meşhur sonsuzluk fikrinin köklerinde tam da bu derin korku yatar. Sonsuzluğun İcadı Borges, Sonsuzluğun Tarihi’nde filozofların o katı sonsuzluk tanımına itiraz edip meseleye başka bir yerden… Continue reading
-
Yedi uyurlar
40 yaşım Artık görüyorum olmayanı Şimdi yumdum gözümü dışa Haritayı buldum Kıtmiri uyandırdım Büyütecin altındaki insanları kovaladım Açınca gözlerimi Sadece aynaya bakacağım Günaydın! Continue reading
-
Bazı dönüşler ve haziranlar
Kışın buz tutmuş Berlin ve sağlık sorunları yüzünden haftalarca evden çıkamadığım dönem yaz hiç gelmeyecek gibiydi. Ama geldi. Bir sene sonra ilk kez koşuya çıktım. Zamanda değil evrende kayma yaşandı sanki. Parkın girişinde galiba “Kaygılar giremez!” yazıyordu. Haziranın tüm kokularını önümüzdeki kışlar için stoklayabilsem keşke. Bir ıhlamur yetiyor kocaman caddelerin hüznünü süpürmeye. Borges, Sonsuzluğun Tarihi’nde… Continue reading
-
Bülten 35: Tökezlenmeler – 07.06.2026
Almanya’da doğan ve tüm Avrupa’ya yayılan Stolpersteine (Tökezleme Taşları) Projesi’nden haberdarsınızdır. Bu pirinç kaplı plakalar Alman sanatçı Gunter Demnig tarafından 1992 yılında Nazi terörüne kurban giden (toplama kamplarında ölen, sınır dışı edilen, zorunlu göçe zorlanan, zulümden kaçmak amacıyla intihar eden…) insanları anmak için yaratıldı ve dünyanın merkezî olmayan en büyük anıtı hâline geldi. Kurbanların bir… Continue reading
-
Canavarlar
February 08, 2026 Canavarlar Temmuz ayında bu bülten serisine başlarken Sevim Burak ve Kafka ilişkisi üzerinden edebiyat tanrılarımızı konuşmuştuk. Otuzuncu bültende ise birer sanat tüketicisi olarak hepimizi zaman zaman uykusuz bırakan, vicdanımızla estetik zevkimiz arasına örülen o dikenli telleri, yani sanatçıların canavarlıklarını konuşalım istiyorum. Bu hafta Claire Dederer’in Canavar isimli kitabını okudum. Bu konu… Continue reading