-
Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış II – Berna Moran
Berna Moran, edebiyatımızda bir cevher. Kendini geliştirmek isteyen okuyucular için bulunmaz bir nimet. Bu kitapları okuduğum için çok şanslı görüyorum kendimi. Derse giren bir öğrenci ciddiyetiyle okuyorum, not alıyorum, büyüleniyorum. Türk edebiyatında okunması gereken ilk on kitap vb. listelere girmesini şaşkınlıkla karşıladığım bazı toplumcu gerçekçi yazarlar hakkındaki incelemelerini okumak beni ayrıca keyiflendirdi. Ancak kitabın sonunda Continue reading
-
Çerçeve – Rachel Cusk
Bu kitap ve yazar çok ses getirdi. Ben de bir kitap okuma grubu sebebiyle üçlemenin ilk kitabını okudum. Bir kere anlatım biçimi olarak bir ilk bence. En azından benim okuduğum kitaplar içinde. Yazar bu anlatım biçimini ‘yok edilmiş bakış açısı’ olarak tanımlamış. Gerçekten öyle. Bir kitaba başladığınızda karakteri zamanla tanımayı beklersiniz. Bu kitapta karakteri değil, Continue reading
-
Hikâyeler – Ahmet Hamdi Tanpınar
Çoğu öyküyü okumuş olsam bile kitabı baştan sona hiç okumamıştım. Rüya hâlleri, gerçekle rüyanın iç içe geçişleri, atmosfer tasvirleri muazzam. Zaten Ahmet Hamdi’ye muazzam demek bizim haddimize mi? Dönemi için ne kadar yenilikçi ne kadar başka. Özellikle Abdullah Efendi’nin Rüyaları’nın çok derin psikolojik incelemeleri mevcut, öneririm. Tanpınar benim en sevdiğim yazarlardan biri olmakla beraber, onu Continue reading
-
Rüyamdaki Sofralar – Selim İleri
Bu kitabı tam yirmi sene önce almışım, okumamışım, ne kitaplarım Türkiye’de kalırken benimle Almanya’ya gelebilmiş. Mutlu bir kitap okumak istiyorum diye okunmamışlar rafımı karıştırırken bunca macerası bir şansı hak etti. Gerçekten mutlu bir kitaptı. Dönem yazan kişilere anlatılan karakterlerin ilham verici olacağını da düşünüyorum. Tariflerin hepsinde margarin olmasını yorumsuz bırakıyorum 🙂 Continue reading
-
Sufi’nin Yolu – İdris Şah
Sufizmle karşılaşmam Almanya’ya gelişimin dördüncü ya da beşinci aylarına rastlar. İlk zamanlardaki farklı bir hayata geçmiş olmanın büyüsü kendini ufaktan bir depresyon hâline bırakmıştı. Bu dönemde Elif Şafak’ın Aşk kitabını okumuş ve sufiliğin hümanizminden çok etkilenmiştim. Sanırım psikolojik durumumun da etkisi çok büyüktü. Sonrasında Mesnevi’yi edindim, fakat aradığım hümanizmi bulamayıp yarıda bıraktım. O dönem bir Continue reading
-
Koleksiyoncu – John Fowles
Bu bir esaret kitabı ve o esir tutulan benmişim gibi acı çektim. Benim için çok klostrofobik bir romandı. Çizilen karakterler çok enteresan, ikisiyle de doğrudan empati kurabilmeniz mümkün değil. Biçim olarak da çok cesur olduğunu düşünüyorum. Çünkü kitabın ilk bölümü bittiğinde ne olduğunu anlamanıza rağmen size ikinci ve üçüncü bölümü de merakla okutuyor. Toplumun dışına Continue reading
-
Uzun yaşamın sırrı
04.08.2024, 06:43, Berlin Dün edebiyat alanında benden daha yetkin olduğuna inandığım, bu işlerin içinde olan birinin günde 100 sayfa kitap okumayı marifet saydığını gördüm ve şaşırdım. Yine kafamda karşı tarafa atfettiğim insanüstü özellikler. Onlar çok iyi, ben çok kötüyüm algısı. 100 sayfa benim o gün okumaya gönlümce zaman bulamadığımda okuduğum sayfa sayısı. Hâlâ en az Continue reading
-
Olursa vs. Olsa bile
03.08.2024, 06:08, Berlin Dün yine yeni bir konseptle karşılaştım, hoşuma gitti. ‘Olursa’yı ‘Olsa bile’ ile değiştirmek. Olursa kişiden bağımsız şartlara bağlı ama olsa bile kişinin kendisiyle alakalı. Fark ettim ki hayatımdaki çoğu konuda benden bağımsız koşullara kafa yormayı çoktaaan bırakmışım. Bunu yapabildiğim için mutluyum. Geçen gün kafa yormayı bırakamadığım konulardan biriyle ilgili tüm olası senaryoları Continue reading
-
Yeşim taşı
“Hellooo! Welcome, welcome! Very good prices. Come look, no problem!” ”Yabancı değilim efendim.” ”Apo! Beybaba bizden çıktı iyi mi? Buyur beybaba halılarımız çeşit çeşit.” ”Teşekkür ederim. İyi günler.” Buralara geldi mi oldu olası yabancı sanırlar. Büyük babaanne Rümeysa Hanım, kızıl saçlıymış. Pek talibi olmamış. En son yüklü bir çeyiz ile yaşı geçkin, şehrin Tapu Kadastro Continue reading
-
Mezarcı
31.07.2024, 06:39, Berlin Ben bir mezarcıyım. Her gün onlarca kez bir daha yapmamaya yapmamaya karar verip her gün onlarca kez kendimi gömüyorum. Herhâlde son aylarda bunun bilincindeyim. Önceden farkında olmadan gömüyordum, yine o daha iyiydi. Kendiyle dalga geçme, başkaları eleştirmeden koşa koşa kendini eleştirme durumu bir iletişim biçimi hâlini almış bende. Omurilikten gelen bir davranış. Continue reading