|
Semboller Çağı
|
|
Bad Bunny’nin Super Bowl performansıyla alakalı mutlaka bir şeyler duymuş ya da okumuşsunuzdur. Performansın içine yerleştirilmiş sembolleri, politik göndermeleri, sahne tasarımındaki bilinçli tercihleri deşifre eden pek çok içerik dolaşıma girdi. Geçtiğimiz haftalarda edebiyatın saklı bilmecelerini konuşmuştuk. Artık semboller yalnızca romanların, şiirlerin içinde değil; son derece popüler kültür ürünü olan bir performansın ortasında da karşımıza çıkıyor.
|
|
Buzun Üzerindeki Risk
|
|
Kış Olimpiyatları’nı takip etmeye çalışıyorum. Her olimpiyatta sporcuları ve spor dallarının kurallarını öğrenmeye niyetleniyorum. Bazı kurallar kuantum fiziği tadında; izlerken anlıyorum sanıyorum, bir sonraki olimpiyata dek yine unutuyorum.
|
|
Bu olimpiyatlarda tanıdığım sporculardan biri Ilia Malinin. 2004 doğumlu. Özellikle teknik becerileri ve imkânsız görülen atlayışları gerçekleştirmesiyle “Quad God” lakabını almış bir artistik patinaj sporcusu. Performanslarının tiyatral yönü yüksek. Kendileri de eski patenci olan Özbek asıllı anne ve babası Tatiana Malinina ve Roman Skorniakov aynı zamanda antrenörlüğünü yapıyor.
|
|
Malinin’in 2026 Milano Cortina Kış Olimpiyatları’ndaki performansı büyük ses getirdi. Bunun nedeni, artistik patinajın en tartışmalı ve tehlikeli hareketlerinden biri olan ters taklayı sergilemesi. Performansıyla takım yarışmasında Amerika’ya madalya kazandıran isimlerden biri oldu. Ancak ben bu bülteni hazırlarken Ilia’ya nazar değdi ve favori olduğu bireysel yarışmayı sekizinci olarak tamamladı. Bu da başarı psikolojisinin yönetiminin ne kadar zor olduğuna bir örnek oldu.
|
|
Ters takla 1976’dan beri çok tehlikeli olduğu gerekçesiyle yasaktı ve yapan sporculara puan cezası veriliyordu. Uluslararası Paten Birliği 2024-2025 sezonunda kuralı değiştirdi, ters takla yeniden yasal hale geldi. Ancak hâlâ bir atlayış olarak değil, koreografik element olarak kabul ediliyor. Yani teknik puan sisteminde net bir karşılığı yok, sembolik bir hareket gibi.
|
|
Yasaklı Bir Hareketin Hafızası: Surya Bonaly
|
|
Ters takla dendiğinde karşımıza çıkan bir diğer isim Surya Bonaly. Malinin’in bugün serbestçe yaptığı o hareketi Bonaly 1998’de, kesinlikle yasak olmasına rağmen, tüm dünyaya meydan okuyarak yaptı. Bonaly, artistik patinaj tarihinin en asi ve en tartışmalı isimlerinden biri. Sakatlığı nedeniyle istediği puanları alamayacağını, madalya şansının kalmadığını anladığında “Tarihe geçerek gidiyorum,” der gibi yasaklı ters taklayı attı.
|
|
Bonaly, beyazların domine ettiği bir alanda narin, kırılgan prenses kalıbına sığmayan bir siyahiydi. Kostümleriyle de müzikleriyle de farklıydı. Kariyeri boyunca tutuculukla ve ayrımcılıkla mücadele etti. 1994 Dünya Şampiyonası’nda ikinciliği adil bulmadığı için madalyasını boynuna taktırmadan alanı terk etti.
|
|
Bonaly kendince direndi. Eminim bir sürü kız çocuğu için idol oldu.
|
|
Hem Bad Bunny’nin performansında hem Bonaly’nin ters taklasında aynı şeyi görüyorum: Öfkenin biçim değiştirmiş hâli. Açık bir slogan atmadan, bağırmadan, ama bedenle, ritimle, bazı riskler alınarak söylenen bir söz. Öfke her zaman yıkıcı değil, bazen koreografiktir. Bazen semboldür. Bazen yasak bir hareketi buz üzerinde gerçekleştirmektir.
|
|
Peki çoğumuz neden o hareketi yapmıyoruz?
|
|
Çizgiler Deneyi: Doğruyu Görmek Yetmiyor
|
|
Solomon Asch’in 1951’de gerçekleştirdiği sosyal uyum deneylerini hatırlayalım. Asch, katılımcılara bunun bir görsel algı testi olduğunu söyler. Odaya 7-8 kişi alınır; yalnızca biri gerçek denektir, diğerleri iş birlikçidir. Katılımcılardan standart çizgiyle aynı uzunlukta olan çizgiyi seçmeleri istenir. İlk turlarda herkes doğru cevap verir. Sonra iş birlikçiler bariz şekilde yanlış olan çizgiyi seçmeye başlar. Sıra gerçek deneğe geldiğinde kendi gözleriyle gördüğü doğruyla grubun söylediği yanlış arasında kalır.
|
|
Deneklerin yaklaşık %32’si yanlış olduğunu bildiği halde gruba uyar. Katılımcıların %75’i deney boyunca en az bir kez yanlış cevabı tekrarlar. Oysa tek başına cevap verenlerde hata oranı %1’den azdır. Yani mesele görmek değil, gruba ait olmaktır.
|
|
Daha çarpıcısı şu: Eğer gruptan tek bir kişi bile doğru cevabı verirse, uyum oranı %5-10’a kadar düşer. Yani tek bir ses, çoğunluğun büyüsünü bozabilir.
|
|
Asch çizgiler arasındaki farkı iyice açtığında bile bazı denekler yanlış cevaba uymaya devam eder. Fark büyüdükçe “Yanlış görmüş olabilirim,” diyenler bu kez “Gözlerimde sorun var,” demeye başlar. Gerçeği düzeltmek yerine algılarını suçlarlar.
|
|
Aidiyetin Antropolojisi
|
|
Antropolojiye göre ilk insanların hayatta kalması gruptan dışlanmamaya bağlıydı. Uyum ihtiyacı kodlarımıza işlemiş durumda. Doğru olmak değil, ait olmak hayatta kalma stratejisiydi.
|
|
Asch’in deney odasında terleyen o denekle, binlerce yıl önce ateşin etrafında kümelenen ilk insan arasında sarsılmaz bir bağ var. Zihnimiz doğruyu değil aidiyeti öncelikli kodladı.
|
|
Sartre ve Kötü İnanç
|
|
Sartre’ın kötü inanç kavramı burada devreye giriyor. Özgürlüğe mahkûmuz ama özgürlük kaygı üretir. Bu kaygıdan kaçmak için rollerimizin arkasına saklanır, sorumluluğu dağıtırız. Grup içinde kendimize güvenmeyerek ayrı düşmenin riskinden kaçarız. Birey mantomuzu portmantoya asıp grup battaniyesinin sıcağında mayışırız.
|
|
Surya Bonaly o gün buzun ortasında ters takla attığında, o kadim kodu bir anlığına askıya aldı. Grubun, jürinin, sistemin çizdiği doğruya uymadı. Bedelini ödedi ama kendi duruşunu inkâr etmedi.
|
|
Öfke duyuyoruz. Haksızlığa, dışlanmaya, kalıplara, ezberlere… Fakat çoğu zaman o öfkeyi içimizde bastırıp grubun yanlış çizgisini seçiyoruz. Bazen de grubun yanlışını kendi özgün doğrumuşmuz gibi pazarlayarak sahte bir bireyselliğe sığınıyoruz.
|
|
Gerçek direniş ise her zaman bağırarak olmuyor. Bazen tek bir doğru cevap vermekle oluyor. Bazen yasaklı bir hareketi yapmakla. Bazen sembol yerleştirmekle.
|
|
Berlinale 2026
|
|
Her yıl takip ettiğim Berlinale’yi bu sene edemeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, jüri başkanı Wim Wenders’ın yaptığı açıklamalara denk geldim. Wenders, sinemanın siyasi söylemden uzak durması gerektiğini savunuyordu. Sanki politik olmayan bir sanat mümkünmüş gibi.
|
|
Asch’in deneyini hatırlayalım: Doğruyu söyleyen tek bir ses bile uyumu dramatik biçimde azaltmaya yetiyordu. Çoğunluğu kırmak için çoğunluk olmaya gerek yok. Ama Wim Wenders, gördüğünü söyleyecek cesareti olmayanlardan biri gibi duruyor.
|
|
Peki biz çizgiye baktığımızda ne görüyoruz? Ve gördüğümüzü dile getirecek cesareti kendimizde bulabiliyor muyuz?
|
|
|
|
üvez
Gülgillerden, orta boylu bir ağaç. Bu ağacın muşmulaya benzeyen yemişi.
Yanaklarımın balon gibi olduğunu, ellerimin talaş dolduğunu, kulak kepçelerimin olgun üvezleri andırdığını, ayaklarımın somon gibi şiştiğini sanıyordum.
— Elena Ferrante, Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım
|
|
| Haftanın Kelimesi |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Leave a Reply