|
Öteki Superman: Politize, Nazik ve Kırılgan
|
|
Büyük, efsanevi, özür dilemeyen Superman kabuk değiştiriyor. Nezaketin ve umudun azaldığı bu dünyada, her canlının değerli olduğunu hatırlatan bir figür olarak geri dönüyor.
|
|
Superman başından beri bir ötekiydi. Bize hizmet ettiği sürece bu ötekilik görmezden gelinebilirdi. Bu filmdeyse işler ters gitmeye başladığında onun da hızla dışlandığını görüyoruz. Göçmenlik meselesi filmin ana temalarından biri. Borovia adlı ülkenin lideri Putinvari resmedilmiş, sömürüye maruz kalan Jarhanpur ise açıkça Filistin. Filmde suya sabuna dokunmadan alkış bekleyen diğer süper kahramanlar Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi kurumlara gönderme yapıyor.
|
|
Lois Lane’in anlatısı da dönüşmüş. Superman’le var olan bir karakter değil, araştırmacı ve etkili bir gazeteci. Hatta bu kez Superman dünyayı kurtarırken, onu esir tutulduğu cep evreninden kurtaran da Lois Lane’in ta kendisi.
|
|
Patriarkal ve milliyetçi anlatıların bile kabuk değiştiriyor olması umut verici. Ama bu anlatılar, değişirken bile dönüştürmek istediğimiz sistemlere hizmet ediyorsa, bu çaba yeterli mi?
|
|
Aynı soruyu kendimize de sorabiliriz: Politik olarak doğruyu savunuyor olmak, sistemin içinde kalmaya devam ederken ellerimizi gerçekten temiz tutmaya yetiyor mu?
|
|
Beyaz Adamın Onayı
|
|
Phillis Wheatley, yayımlanmış eseri olan ilk Afrika kökenli Amerikalı yazar. 1761’de, henüz 7–8 yaşlarındayken Afrika’dan kaçırılıp Boston’a getirildi. Phillis, onu ailesinden koparan geminin adıydı. Kızlarını kaybeden Wheatley ailesi kendilerine başka bir ailenin kızını satın aldı ve alışılmadık olarak ona eğitim de verdi. Belki de bu, siyahi bir insanın öğrenme sınırlarını test etme arzusuydu.
|
|
Phillis, hızla İngilizce öğrendi; klasik edebiyat, İncil ve Latince bilgisi sayesinde kendi şiirlerini yazmaya başladı. O dönemde bir kölenin entelektüel bir ürün ortaya koyması doğaya aykırı sayıldığından, şiirlerin ona ait olduğuna kimse inanmadı. Aralarında yargıç, vali ve din adamlarının bulunduğu beyaz erkeklerden oluşan bir kurulu ikna etmek zorunda kaldı. Kurul, şiirlerin onun tarafından yazdıldığını onaylayan bir belge imzaladı. Bu onay belgesi, kitabının ön sözünde yer aldı.
|
|
Otuz bir yaşında öldüğünde, köleliğin tetiklediği iç savaşa henüz on yıllar vardı. Kölelik resmî olarak kaldırıldıktan bir yüzyıl sonra bile Phillis Wheatley’nin soydaşları ikinci sınıf insan muamelesi görmeye devam edecekti. Yine de o, beyaz adama rağmen peşinden gelenler için bir kapı araladı.
|
|
Bizim Beyaz Adamlarımız
|
|
1986 yılında, Sait Faik Hikâye Armağanı jürisinde ilk kez bir kadın yer aldı: İnciser Akpınar. O zamana kadar yedi kişiden oluşan kurul, Akpınar’ın katılımıyla sekiz kişiye çıkarıldı. Yani bir kadına yer açmak için hiçbir erkek koltuğundan vazgeçmedi.
|
|
Aradan neredeyse kırk yıl geçti. Ama köşebaşlarını tutan kerli ferli adamların tavrı pek değişmedi. İçinde tek bir kadının bile yer almadığı ‘en iyi şairler’ seçkileri, kadınsız yazılan ‘kadın dosyaları’, uzun süreli kombineyle sahiplenilmiş jüri koltukları… Hikâye hâlâ aynı.
|
|
Yine de tüm bu direnç ve inada rağmen kadın anlatısı yükseliyor. Kadının kalemi, erkeklerin ördüğü kalın duvarları çatlatıyor. Ve evet: Henüz yıkmamız gereken çok duvar var.
|
| ❝ |
| |
|
Dünya sert bir okul hocasıdır; onun somurtmaları, gülümsemelerinden ve pohpohlamalarından daha az tehlikelidir.
Phillis Wheatley
|
|
|
|
|
|
Okuma Masam: Utanç, Vahşet ve Sessizlik
|
|
Son dönemde beni en çok heyecanlandıran yazarlardan biri Han Kang’ın Çocuk Geliyor romanında bölüm yapılandırması ve anlatım tarzı ne kadar sıra dışıysa, anlatılan vahşet o kadar tanıdık. Kitap, Mayıs 1980’de Güney Kore’deki askeri darbeye karşı gerçekleşen Gwangju Ayaklanması’nı merkezine alıyor. Han Kang’ın hacimce küçük kitaplarla insanın içinde bu kadar derin izler bırakabilmesi gerçekten hayranlık uyandırıcı.
|
|
Danimarkalı yazar Tove Ditlevsen’in Kopenhag Üçlemesi’nin ilk kitabı Çocukluk ne yazık ki bana yeni bir şey söylemedi ve üçlemenin devamını okuma isteği uyandırmadı.
|
|
Bunca ötekilikten söz etmişken, bu temayı en dokunaklı biçimde ele alan eserlerden biri olan Toni Morrison’un En Mavi Göz kitabına değinmeden geçemeyeceğim. Kitap, öteki olma hâlini anlatırken okura her sayfada yeni bir derinlik sunuyor. Kitabın ismi bile meselenin özünü çarpıcı şekilde yansıtıyor. Morrison, beyaz adamın dayattığı güzellik algısını ve değer sistemini siyahi bir çocuk üzerinden sorguluyor. Ezilenin, ezenin bakışıyla kendine bakması; utancı, sevgisizliği ve kendine duyduğu nefret, romanın her satırında ustalıkla işleniyor. Çürümenin yalnızca bireyde değil, toplumda ve aile ilişkilerinde de kök saldığını görmek çok sarsıcı.
|
|
tirşe
Yeşil ile mavi arası renk. Bu renkte olan.
Başka bir uysallıktı bu teslimiyet, tirşe denizin kızlarının yüzyıllar süren ve fırtınalarla biten o tek mevsimde yaşadığı yosun ve rüzgâr kokulu yatışmışlıktan çok başka…
— Erendiz Atasü, Kızıl Kale
|
| |
| Haftanın Kelimesi |
|
|
|
|
|
Kaçıranlar İçin
|
|
Han Kang’ın Vejetaryen romanı üzerinden öteki olmak, arzunun ve itaatin sınırında kadın bedeni, sessizlik ve şiddete dair bir yazı
|
|
Gözlerin kadına kapandığı bir garip kolajın hikâyesi
|
|
Bülteni beğendiyseniz, bir arkadaşınıza önerebilirsiniz.
|
|
Okuduğunuz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere.
|
|
|
|
|
|
Leave a Reply