|
Kim Edebiyat Konuşabilir? Pop Kültürden Kitap Kulüplerine Uzanan Yol
|
|
Sex and the City’nin yıldızı Sarah Jessica Parker’ın Booker Ödülü jürisine katılması edebiyat çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı. Parker moda, stil ve popüler kültürle özdeşleştiği için, onun “daha ciddi” bir alan olan edebiyata dair fikir beyan etmesini garip karşılayanlar var. Bu tepkiler, kültürel hiyerarşilerin hâlâ ne kadar canlı olduğunu da ortaya koyuyor: Kim edebiyata dair konuşabilir? Kim “yeterince ciddi” sayılır?
|
|
Sarah Jessica Parker aslında uzun süredir yayıncılık dünyasında aktif. Penguin Random House’un bir yayını olan Hogarth’ta yayın direktörlüğü yaptı ve ardından Zando yayınevi ile kendi edebiyat markasını kurdu: SJP Lit. Özellikle bağımsız yazarlara ve küçük yayınevlerine destek olmayı amaçlıyor. Parker aynı zamanda sosyal medyada sık sık okuduğu kitapları paylaşıyor.
|
|
Son yıllarda yalnızca Parker değil, birçok ünlü ismin kitaplar aracılığıyla sevenleriyle daha derin bir ilişki kurduğuna şahit oluyoruz. Reese Witherspoon, Emma Watson, Natalie Portman, Dua Lipa, Dakota Johnson… Bu isimler yazar söyleşileri düzenliyor, kültürel tartışmalar başlatıyor ve kitaplara kolektif bir anlam yüklüyor. Oprah Winfrey’in kitap kulübünde seçilen her kitap, anında çok satanlara giriyor. Reese Witherspoon’un önerdiği romanlar kısa süre içinde dizi ya da filme dönüşebiliyor.
|
|
Bu kulüplerin başarısını yalnızca ünlü gücüyle açıklamak haksızlık olur. Okumanın bireysel bir eylemden çıkıp sosyal bir deneyime dönüşmesini sağlıyorlar. Birlikte düşünmenin, tartışmanın, edebiyat aracılığıyla dünyaya başka bir yerden bakmanın yeni yollarından biri.
|
|
Dili Kim Kontrol Eder?
|
|
Dil bilimci Martin Edwardes, dilin kökeninde hiyerarşik bir komuta sistemi olmadığını; aksine, eşitlikçi ve karşılıklı anlayışa dayalı bir etkileşim biçimi olduğunu savunur. Ona göre insanlar başlangıçta birbirine emir vermez, anlamlar merkezî bir yerden değil kolektif olarak inşa edilir. Üstelik bu anlamlar sabit değil; bağlama göre değişken ve esnektir. Ancak zamanla dil; devlet, din, ordu gibi otoriter yapılar tarafından şekillendirilmiş ve kontrol aracı hâline getirilmiştir. Bugünkü birçok dil pratiği, o ilk anarşist doğasından oldukça uzak.
|
|
Bu otoriter dönüşüme karşı çıkan, dili özgürleştirmeyi amaçlayan çok sayıda edebî ve düşünsel deneme var. Örneğin Ursula K. Le Guin, Mülksüzler romanında mülkiyetsiz bir toplumun dili olan Pravic’i yaratırken, iyelik zamirlerini dışlayan, sahiplik bildiren fiillerden arınmış ve edilgen yapılara dayanan bir dil tasarlar. Böylece dilin içinde saklı mülkiyet ilişkilerini ifşa eder ve onu dönüştürmenin yollarını arar.
|
|
Benzer şekilde, Taht Oyunları dizisinde yer alan Yüzsüzler Tarikatı da konuşurken kişisel zamirlerden kaçınır; “ben” demez, onun yerine “kadın”, “adam” gibi ifadeler kullanır. Bu da bireysel kimliği, kolektif kimliğe yönelten dilsel bir stratejidir.
|
|
Bugün feminist ve radikal edebiyat da dili hem yapısal hem politik olarak sorguluyor. Kathy Acker, zamirlerle oynayarak Büyük Umutlar ve Don Kişot gibi klasik metinleri kendi anarşik üslubuyla yeniden yazdı. bell hooks, metinlerinde büyük harf kullanımını reddederek dilin otoriter kodlarını kırmaya çalıştı.
|
|
Bu yazarların ortak özelliği, yalnızca edebiyat yapmak değil; dil, otorite ve toplumsal yapı arasında kurulan görünmez ilişkileri görünür kılmak. Dili sorgulamak, sadece sözcüklerle değil, dünyayı nasıl kurduğumuzla da ilgili bir mesele.
|
|
Peki siz kendi dilinizi yaratırken hangi kelimeleri çıkarırdınız, hangi ifadeleri yeniden kurardınız?
|
| ❝ |
|
|
Ejderhaların varlığını inkâr edenler genellikle ejderhalar tarafından yenir. Kendi içlerinden.
|
|
| Ursula Le Guin, Zihinde Bir Dalga (Çeviren: Müge Gürsoy Sökmen) |
|
|
|
|
|
Okuma Masam: Öğrenmenin Sonu Yok
|
|
Bu aralar elimde Necip Tosun’un Hece Yayınları’ndan çıkmış kitabı Modern Öykü Kuramı var. Uzun zamandır bu kadar doyurucu, teknik açıdan derinlikli bir kuramsal kitap okumamıştım. Süreçler ve olgular, aşama aşama, katman katman ayrıntılandırılmış.
|
|
En çok hoşuma giden noktalardan biri, kuramların yalnızca soyut düzeyde anlatılmaması. Her bölüm, yazar ve kitap örnekleriyle desteklenmiş. Üstelik bu örnekler hem dünya hem Türk edebiyatından seçilmiş. Bu da kitaba evrensel bir bakış ve kültürel bir zenginlik katmış.
|
|
Yeterince tanıdığımı sandığım yazarların bile bambaşka yönlerini gördüm.
Bildiğimi sandığım metinlere başka bir gözle bakmak, okurluk ve yazarlık yolculuğumu derinleştirdi.
|
|
Kuramsal okumaların yanında, bambaşka bir dünyanın kapısını araladım: Yaşar Kemal’in Ağrıdağı Efsanesi. En güzel kitap başlangıçlarından biri olabilir. Ve bence edebiyat tarihindeki en etkileyici göl tasviri de bu kitapta.
|
|
yalp yalp
Işıl ışıl, parıl parıl.
Ağrıdağının harman olmuş yalp yalp yanan yıldızları altında kavallarını bellerinden çıkarıp Ağrıdağının öfkesini çalmaya başlarlar.
— Yaşar Kemal, Ağrıdağı Efsanesi
|
|
| Haftanın Kelimesi |
|
|
|
|
|
Kaçıranlar İçin
|
|
İçimizdeki polislerle uzlaşmak üzerine bir yazı…
|
|
Bülteni beğendiyseniz, bir arkadaşınıza önerebilirsiniz.
|
|
Okuduğunuz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere.
|
|
|
|
|
|
Leave a Reply