|
Sanat, Sermaye ve İklim Krizi
|
|
İklim aktivistleri bu kez sanata karşı değil, sanatın yanında, sermayenin karşısında yer aldı. Geçtiğimiz haftalarda Anish Kapoor’un BUTCHERED isimli eseri Greenpeace aktivistleri tarafından Kuzey Denizi’ndeki aktif bir Shell gaz platformuna yerleştirilerek, fosil yakıt endüstrisine çarpıcı bir mesaj verdi. Eylemin, gezegenimizde sıcak hava rekorlarının kırıldığı ve iklim krizinin etkilerinin her zamankinden daha somut hissedildiği bir dönemde gerçekleşmiş olması ses getirdi.
|
|
Kapoor’un 12×8 metrelik eseri, petrol ve doğal gaz şirketlerinin dünyaya verdiği zararı simgeleyen, fakat biyolojik olarak parçalanabilir ve toksik olmayan kan kırmızısı bir sıvı ile kaplıydı. Kapoor daha önce de bir grup sanatçıyla birlikte Londra’daki National Portrait Gallery’e açık mektup yazmıştı. BP, 1989’dan 2022’ye kadar BP Portrait Award adlı prestijli yarışmayı finanse etti. Galeri, yıllar boyu sanatçılardan, aktivistlerden ve çevre örgütlerinden gelen “art-washing” (sanat üzerinden imaj temizleme) eleştirilerinin ardından, 2022’de BP ile olan 30 yılı aşkın sponsorluk anlaşmasını sona erdirdi. Bu karar sanat dünyasında bir dönüm noktası oldu, birçok kurumda fosil yakıt sponsorluğuna dair tartışmaları hızlandırdı.
|
|
Protestonun Yeniden Tanımı, Özgür İrade ve Ahlaki Yük
|
|
Kapoor’un eylemi, sanatın toplumsal meseleler karşısında bir protesto aracı olarak kullanılmasının güncel örneklerinden yalnızca biri. Bu elbette yeni bir kavram değil, ama bazı girişimler protestonun anlamını yeniden kuruyor.
|
|
Geçtiğimiz yıllarda bir sergide tanıdığım Agnes Denes çağdaş kavramsal sanatın öncü isimlerinden biri. Çevresel sanatın yanı sıra felsefi, matematiksel ve dilsel temaları işleyen eserleriyle tanınıyor. Buğday Tarlası – Bir Yüzleşme adlı çalışmasında Dünya Ticaret Merkezi önündeki iki dönümlük boş alanı, gönüllülerle birlikte dört ay boyunca işleyerek bir buğday tarlasına dönüştürüyor. Buğday, hasat edildikten sonra dünyanın yirmi sekiz şehrine dağıtılıyor; küresel açlık sorununa dikkat çekiyor.
|
|
Bir diğer projesi Ağaç Dağ – Yaşayan Bir Zaman Kapsülü. Denes ve gönüllüler, Finlandiya’da 11.000 çam ağacı dikiyor. Bu ağaçlar 400 yıl boyunca koruma altında kalacak. Böylece Denes, kapitalizmin merkezine bir buğday tarlası, zamanın içineyse bir orman yerleştirerek, başka bir değer sistemini görünür kılıyor. Sanatı, yalnızca sembolik değil; fiziksel olarak da dünyayı iyileştiriyor.
|
|
Böyle girişimler modern insanın sıkışmışlığına az da olsa nefes aldırıyor. Hayat tarzımızdan ve konforumuzdan vazgeçemeyişimiz, yanında yer aldığımız kurumların gerçek yüzünden emin olamasak da onların sözde savaşında taraf olmaya mahkûm oluşumuz… Pişmanlık ve tatmin arasında gidip gelişimiz…
|
|
Bu varoluşsal gerilim bana Raymond M. Smullyan’ın Tanrı ile Özgür İrade Üzerine Bir Tartışma isimli denemesini hatırlatıyor. Ölümlü, Tanrı’ya şöyle yakarıyor:
|
|
“Çünkü özgür irade ahlaki sorumluluğu getiriyor ve ben bu ahlaki sorumluluğa daha fazla dayanamıyorum.”
|
|
Belki de bu söz, hepimizin hislerine tercüman oluyor.
|
| ❝ |
|
|
Düşünceli ve kararlı bir grup insanın dünyayı değiştirebileceğinden asla şüphe etmeyin; aslında, dünyayı değiştiren tek şey budur.
|
|
| Margaret Mead |
|
|
|
|
|
Okuma Masamdan: Özgünlük İçin Camı Kırınız
|
|
Kitaplığımda yazarını bizzat tanıdığım kitapların bulunması benim için büyük mutluluk. Bazı yazarlar vardır, aslında şansa ihtiyaçları olmadığını bilirsiniz yine de bütün şansların onlarla olmasını dilersiniz. Yelina Tayfur da ilk kitabı Dünyadan Sonra Bir Yer ile tam olarak böyle bir yazar.
|
|
Öykü, en çok kıymet verdiğim ve hak ettiği değeri görmesini dilediğim türlerden biri. Roman disiplinine sahip olmayanların oyalanma alanı olmamalı. Ne yazık ki bu tür örneklere sıkça rastlıyoruz ve biz öyküseverler için bu durum kırıcı olabiliyor. Yelina’nın öyküleri ise öyle özenli, öyle duru ama aynı zamanda dopdolu ki, yalnızca bir okur olarak değil, öykü camiası adına da sevinç duyuyorum.
|
|
Onun öykülerinde ne yapay trajediler var ne de okurun duygularını sömürmeye çalışan numaralar. Aksine, her birinde derinleşmeye açık bir mesele var; okur içine indikçe katman katman açılan, dünyanın dertlerine kayıtsız kalmayan bir anlatı… Tanıdık bir yerden yükselen yepyeni bir sesle karşılaşıyoruz. İlk kitabında kendi sesini bu kadar güçlü duyurabilmek gerçekten kıymetli. Bu yüzden yazarın anlayışına sığınarak, kitapta en sevdiklerimden olan Acil durumda camı kırınız isimli öyküsünün adını kendimce değiştirerek bölüm başlığı olarak uyarlamak istedim.
|
|
Kitabın öne çıkan başka bir yanı da atmosfer kurmadaki başarısı. Her öyküde daha ilk satırdan kendimizi o dünyanın içinde buluyoruz.
|
|
Özgür İrade ile ilgili okunabilecek en güzel kitaplardan biri Çetin Balanuye’nin Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor? isimli kitabı. Doğa/Tanrı kavramı, zihin ve bedenin ayrışmazlığı, zihnin hikâye yaratma telaşı, özgür irade, erekselcilik, elmanın da bizi kullanıyor oluşu, upuygun fikirler konsepti, erdemliliğin kolektif olmasının gerekliliği beni en çok etkileyen kısımlar oldu.
|
|
burgaç
Su ya da hava akıntısının, önüne bir engel geldiğinde ya da karşılıklı olarak çarpıştıklarında çukurlaşarak, dönerek oluşturdukları çevrinti.
Burgaçlanarak yüzeyde ilerleyecek olan köklerini, köklerin arasında yuvalanan yılanların sessiz sürünüşünü tasarlıyor.
— Sema Kaygusuz, Yüzünde Bir Yer
|
|
| Haftanın Kelimesi |
|
|
|
|
|
Kaçıranlar İçin
|
|
Kazadan doğan edebiyat akımı: Edebiyat-ı Cedide
|
|
Bülteni beğendiyseniz, bir arkadaşınıza önerebilirsiniz.
|
|
Okuduğunuz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere.
|
|
Leave a Reply