|
Nolan’ın Odysseus’u: Mit, Mekân ve Meşruiyet
|
|
Christopher Nolan, sinemada epik anlatıyı yeniden canlandırmaya hazırlanıyor. 2026’da vizyona girecek The Odyssey, antik Yunan’ın en çok yankı bulan kahramanlık öykülerinden birini beyaz perdeye taşıyacak. Odysseus’un görkemli yolculuğunun modern dünyanın etik değerleri ve kahramanlık anlayışıyla uyuşup uyuşmayacağı bilinmiyor.
|
|
Film, 250 milyon dolarlık bütçesi ve tamamı 70 mm IMAX kameralarla çekilen ilk uzun metraj oluşuyla teknik anlamda tarihe geçmeye aday. Daha vizyona girmeden gişe ön satışlarında rekor kıran The Odyssey, yalnızca sinemasal bir deneyim değil, mitolojik hikâyelerin bugünün kültür endüstrisinde nasıl yeniden dolaşıma sokulduğuna dair güçlü bir örnek.
|
|
Odysseus’un eve dönüş teması, bugün göç, diaspora ve aidiyet arayışlarıyla kesişiyor. Nolan’ın filmi bu bağı kuracak mı merak konusu. Ancak çekimlerin Batı Sahra’da yapılması şimdiden tartışma yarattı. 1975’te İspanya’nın çekilmesiyle Fas ve Moritanya’nın hak iddia ettiği topraklarda, yıllarca Polisario Cephesi ile Fas savaştı. BM gözetiminde ateşkes sağlansa da kalıcı bir çözüm yok, on binlerce Sahrawi hâlâ Cezayir’de mülteci kamplarında yaşıyor. Bu insanların eve dönememesi, Odysseus’un yolculuğuyla çarpıcı bir paralellik taşıyor.
|
|
Hollywood prodüksiyonlarının seçtikleri mekânlar, kimi zaman bir coğrafyaya siyasi meşruiyet atfetmenin aracı hâline geliyor. The Odyssey için Batı Sahra tercihi de bu bağlamda okunuyor.
|
|
Kusurlu Bir Kahraman Olarak Odysseus
|
|
Homeros’un destanında Odysseus akıllı ama hilekâr, stratejik ama acımasızdır. Günümüzün kâğıt üzerindeki kahramanlık anlayışı dürüstlük ve etik değerlere yaslanırken Odysseus bu açıdan sorunlu bir figürdür. Bu kusurlar, onu kusursuz kahramanlardan daha ilginç kılar: insani ve tartışmaya açık. Dante, Odysseus’un kurnazlığını ve hilelerini, onun ahlaki çöküşünü gösteren bir unsur olarak kullanır ve onu cehennemine yerleştirir.
|
|
Edebiyat tarihi kusurlu kahramanlarla doludur; hatta edebiyatın, kusurlu karakterler sayesinde var olduğunu söylemek yanlış olmaz. Shakespeare’in trajik figürleri ya da Dostoyevski’nin karakterleri ilk akla gelen örneklerdir. Sinemada zaman ve derinlik sınırlamaları, ticari kaygılar, izleyici beklentileri ve mesajı hızlı verme zorunluluğu, karakterlerin çoğu kez idealize edilmesine yol açmıştır. İç sesin, çelişkilerin ve karanlık yanların perdeye taşınması kolay değildir. Ancak son yıllarda sinema ve diziler de edebiyatın izinden giderek, kusurları ve karmaşıklığıyla daha insani karakterlere yer vermeye başladı.
|
|
Kusurlu kahramanlar, hikâyeyi sadece dramatik değil, psikolojik olarak da yoğun ve çekici kılıyor. Okuyucu/izleyici psikolojisi açısından, ahlaki gri alan ve içsel çatışma, karakterin unutulmaz ve sürükleyici olmasını sağlıyor. Tamamen iyi karakterler, empati sağlasa da, hikâyeyi sürükleyici kılmada anti-kahramanlar kadar etkili değiller. Tamamen kötü karakterler, ilgi çekici olabilir ama bağlanma ve empatiyi sınırlıyor, okuyucu genellikle onları uzak buluyor. En sürükleyici hikâyeler, iyi ve kusurlu karakterlerin etkileşimiyle ortaya çıkıyor.
|
İçinden Odysseus Geçen Kitaplar
|
|
James Joyce – Ulysses
|
|
Joyce, Odysseus’un on yıllar süren yolculuğunu tek bir güne (16 Haziran 1904) indirir ve Dublin sokaklarında Leopold Bloom’un deneyimlerine dönüştürür. Kahramanlık artık destansı savaşlarda değil, gündelik hayatın sıradan ayrıntılarında aranır. Joyce’un deneysel dili ve bilinç akışı tekniği, Ulysses’i modernist edebiyatın zirvesi hâline getirir.
|
|
Margaret Atwood – Penelope
Odysseus’un hikâyesi Penelope’nin (ve idam edilmiş on iki cariyenin) gözünden anlatılır. Feminist bir yeniden yazım.
|
|
Madeline Miller – Ben, Kirke
Odysseus’un yolculuğunda karşılaştığı büyücü Kirke’nin anlatısı, antik mitin kadın figürlerini öne çıkarır.
|
|
Jean Giono – Naissance De L’odyssee
|
|
Odysseus’un eve dönüşünü alaycı, ironik bir dille yeniden kurgular. Kahramanlık mitini ters yüz eder.
|
|
Derek Walcott – Omeros
Nobel ödüllü Karayip şairi Walcott, Homeros destanlarını Karayipler’e taşır. Odysseus figürü sömürgecilik ve göç deneyimiyle iç içe geçirilir.
|
| ❝ |
|
|
Susan kadınlar vardı
Ben susamamıştım
Didem Madak, Paragraf Başı
Susmuştuk, peygamberler inmişti hayatımıza,
Donuk fotoğraflar, yalanlar, kitaplar…
Susmuştuk, bir baykuş
Kapı aralığına sıkışmış bir ruh gibi bağırmıştı
Didem Madak, Grapon Kâğıtları
|
|
|
|
|
|
Okuma Masam: Dublin’in Dokusu ve Baudrillard’ın Dünyası
|
|
Şu sıralar James Joyce’tan Ulysses’i değil ama Dublinliler adlı öykü kitabını okuyorum. Coğrafyasıyla bütünleşmiş yazarların en bilinenlerinden Joyce, Dublin’i her öykünün bir karakteri hâline getiriyor. Öyküler beni çok sarsmasa da kurduğu atmosfer ve şehrin dokusunu hissettirme gücü etkileyici. Celâl Üster’in çevirisi de çok güzel.
|
|
Baudrillard’ın gerçeklik ve temsil üzerine düşünceleri, modern toplumun yaşadığı pek çok soruna bir yerden dokunuyor. Felsefe veya sosyoloji geçmişi olmayanların, düşünürlerin karmaşık ve popüler teorilerine doğrudan dalmasındansa, önce alanında uzman hocaların makalelerini okuyup videolarını izlemelerini daha faydalı buluyorum. Bu hazırlık sürecinin ardından Baudrillard’ın Nilgün Tutal ve Ferda Keskin çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan Tüketim Toplumu kitabına başladım. Uzun ve yoğun bir okuma yolculuğu beni bekliyor.
|
|
cüruf
Erime durumundaki madenlerin yüzeyinde toplanan madde. Kaloriferden çıkan yanmış kömür atığı.
En son evde oturan adam evine doğru geçip gitti; adamın beton kaldırımda yürürken tıkırdayan, ardından yeni kırmızı tuğla evlerin önündeki cüruflu yola vardığında gıcırdayan ayak seslerini duydu.
— James Joyce, Eveline
|
|
| Haftanın Kelimesi |
|
|
|
|
|
Kaçıranlar İçin
|
|
İnsan doğasının kusurları, etik ikilemleri ve içsel çatışmaları üzerine düşüncelerimi, Saramago’nun Körlük romanını ele aldığım yazımda bulabilirsiniz.
|
|
Bülteni beğendiyseniz, bir arkadaşınıza önerebilirsiniz.
|
|
Okuduğunuz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere.
|
|
|
|
|
|
Leave a Reply