|
80 Yıl Sonra Tüm Renkleriyle Picasso’nun Dora Maar Portrelerinden Biri
|
|
80 yıldır gözlerden uzak olan Picasso tablosu, Paris’teki müzayede evi tarafından gün yüzüne çıkarıldı. İkinci Dünya Savaşı sırasında tamamlanan Bust of a Woman in a Flowery Hat (Dora Maar) adlı portre, 1944’ten beri özel bir koleksiyonda yer alıyordu. Sanat dünyası eserin varlığından bir katalogtaki siyah beyaz fotoğrafı sayesinde haberdardı. Tablonun varlığı bilinse de ilk kez gerçek renkleriyle görülebildi.
|
|
Picasso’nun onlarca Dora Maar portresi bulunuyor. Maar, beraber oldukları süre boyunca Picasso’nun en büyük ilham kaynaklarından biriydi. İlişkilerinin sonlarına doğru tamamlanmış olan bu eserde ise Picasso, Dora Maar’ı öncekilerden farklı olarak daha yumuşak ve renkli bir ışık altında gösteriyor.
|
|
Maar, bu resimler için “Onun yaptığı tüm portrelerim yalan. Hepsi Picasso. Hiçbiri Dora Maar değil,” demişti.
|
|
Sürrealizmin Görünmez Kadını
|
|
Dora Maar, 1935’te Picasso’yla tanışmalarından önce Fransa’da çoktan isim yapmış bir fotoğraf sanatçısıydı. Eserleri sürrealist ve deneyseldi. National Gallery of Art küratörü Andrea Nelson’a göre onun sanatı: “Aynı anda hem cezbedici hem de itici. Tam olarak ne olduğunu bilemiyorsunuz. Şaşırtıcı, gizemli, tamamen tuhaf ve grotesk. Hâlâ o gücünü koruyor.”
|
|
Ancak Dora Maar, uzun süre sanat tarihinin satır aralarında, yalnızca Picasso’nun ilham perisi ya da ağlayan kadın imgesi olarak anıldı. Oysa onun sanatı sürrealist fotoğrafla resim arasındaki geçişlerde önemli bir yer tutuyor. 2019’da Tate Modern’de açılan büyük retrospektif, Maar’ın bağımsız sanatçı kimliğini yeniden görünür kılmak için atılmış adımlardan biri.
|
|
Maar’ın hikâyesi, sanat tarihinin erkek merkezli anlatısında görmezden gelinen pek çok kadın sanatçıyla paralellik taşıyor. Sanat piyasası ve eleştirmenler, genellikle erkek figürlerini dâhi olarak parlatırken, çevrelerindeki kadınları yalnızca ilham perisi ya da sevgili olarak konumlandırdı. Dora Maar’ın hâlâ çoğunlukla Picasso’nun gölgesinde anılması bu eşitsizliğin somut bir örneği.
|
|
Picasso’nun Gölgesinde: Godward ve Sanatçının Anakronizm Hakkı
|
|
Picasso’nun yıkıcı yaratıcılığının gölgesinde kalan sadece kadınlar değil. Böylesine parlayan ve parlatılan bir sanatçıyla aynı döneme denk gelmiş olmanın baskısını erkek meslektaşları da hissetmiş.
|
|
Neo-klasik dönem ressamlarından John William Godward, bunlardan biri. Eserleri, Antik Roma ve Yunan kültüründen ilham aldığı sahneler ve parlak renkleriyle öne çıkıyor.
|
|
Ancak Godward’ın sanatı da Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da popülerleşen diğer sanat akımlarının gölgesinde kalıyor. Modernizm, empresyonizm ve kübizm gibi akımlara kayan ilgi sonrasında Godward’ın sanatı eski moda görülmeye başlandı. Eserlerine olan ilgi azaldı, giderek yalnızlaştı ve 1922 yılında intihar etti. İntihar mektubunda “Dünya ben ve Picasso için yeterince büyük değil,” diye yazdığı rivayet edilse de; Godward’ın mesleğini bir utanç kaynağı olarak gören ailesi, intiharının ardından tüm belgeleri imha ettiği için bu notun gerçekliği konusunda şüpheler bulunuyor.
|
|
Ancak Godward’ın durumu beni düşündürüyor. Hepimiz müzelere gidip neo-klasik eserleri hayranlıkla izliyoruz; ama günümüzde modern bir bakış açısı katmadan böyle eserler veren sanatçılar var mı, bilmiyorum. Peki, olmamalı mı? Zamanın ruhunu her alanda yakalamalı mıyız? Günümüz dünyasında anakronik olmak mümkün mü, emin değilim; ama eğer mümkünse, bir yaratıcı anakronik olma hakkına sahip değil midir?
|
|
Ali Teoman, yazılarından ve söyleşilerinden derlenen Yazı, Yazgı, Yazmak kitabında şunları söylüyor:
|
|
“…İzlenimci ressamların yapıtlarını görmek için müzelere gidilebilir; ama Picasso, Ernst, Dali, Duchamp, Klee, Pollock ve Miro’dan sonra izlenimci resim yapılabilir mi? Brahms’ın müziği hâlâ zevkle dinlenebilir; ama Schönberg, Bartok, Stravinsky, Prokofiev, Messiaen, Lutoslawski, Ligeti, Nono, Stockhausen ve Schnittke gibi kompozitörlerin yapıtlarının seslendirildiği bir çağda, Brahms senfonisi bestelenebilir mi? Gaudi’nin mimarisine hayran olunabilir; ama Bauhaus, Modernizm, Postmodernizm ve Dekonstrüktivizm deneyimlerinin ardından, Art Nouveau biçeminde bir yapı tasarlamak ne denli tutarlıdır? De Sica çağdaş sinemanın öncülerinden biri olarak görülebilir; ama Welles, Godard, Tarkovski, Jarman, Greenaway ve Lynch sinemasının ardından Yeni Gerçekçi filmler çekilebilir mi? Aşınmış, aşılmış biçimlerle Zeitgeist’ı, o devingen, ele avuca sığmaz, inanılmaz bir hızla sürekli değişen çağın ruhunu yakalamak olanaklı mıdır? Verilmek istenen öz ne denli önemli olursa olsun, bir yaratıcı ele aldığı konuya yaklaşımında anakronik olma hakkını kendisine tanıyabilir mi?
|
|
Heraklitos’un dediği gibi, aynı ırmakta iki kez yıkanılamaz: Üzerinize akan sular hep başka sulardır; siz hep başka bir insansınızdır. Dama oynayan afacan bir çocuktur zaman ve siz ona ayak uydurmayı başarsanız da başaramasanız da taşını sürer: Hep bir hane ileriye.”
|
|
Bense tarafımı bu kadar net seçemiyorum.
|
| ❝ |
|
|
Şimdi bir masaldan bir peri
Sessizce dinlesin beni,
Alsın yorgun başımı
Alsın cümlemi
Usulca kalbine koysun.
Benim cümle taşıyacak halim
yooooooğğğğğğğ.
Birhan Keskin, Y’ol
|
|
|
|
|
|
Okuma Masam: Muhteşem Vahşi Dünya
|
|
Stalin döneminde ‘karamsar’ bulunduğu için sansürlenen ve uzun süre gölgede kalan Rus yazarlarından biri Andrey Platonov. Eğer bu baskıcı tavır olmasaydı, bugün Rus öyküsü dediğimizde Çehov’un yanında adını anacağımız bir yazar olurdu. Ama ne yazık ki onunla oldukça geç tanıştık.
|
|
Okuduğum ilk eseri Muhteşem Vahşi Dünya oldu. İnsanla doğa arasındaki ilişkiyi, doğanın büyüleyiciliğinin yanında yıkıcılığını, makinelerle çatışmayı ve insanın nahif yanlarını gürül gürül akan bir dille anlatıyor. Edebiyatta beni en çok etkileyen şeyin ironi olduğuna eminim artık. Platonov’un ince ironisi beni mest etti.
|
|
Kitabı Rusça aslından çeviren Günay Çetao Kızılırmak, dili ilmek ilmek işleyerek muazzam bir anlatı yakalamış.
|
|
Sıradan olduğu kadar vurucu hayatlar; kocaman doğa ve dev makineler karşısında insanın sahiplendiği küçücük umut kırıntılarıyla bambaşka bir kitap okudum.
|
|
çenilemek
Acı acı bağırmak.
Uzak, küçük bir hayvan saklandığı yerde ürkekçe çenilemeye koyuldu; kimsenin dokunduğu yoktu ona, kendi varlığının korkusundan titriyor, dünyanın güzelliği karşısında yüreğinin sevincine teslim olmaya cesaret edemiyor, kazara başına gelen yaşamın nadide ve kısa vesilesinden faydalanmaya korkuyordu, çünkü yerini bulup yiyebilirlerdi onu.
— Andrey Platonov, Muhteşem Vahşi Dünya
|
|
| Haftanın Kelimesi |
|
|
|
|
|
Kaçıranlar İçin
|
|
Kadınların emeğinin sıklıkla görünmez kılınıp erkeklerin bu emeğin meyvelerini sahiplenerek ün ve kazanç elde etmeleri üzerine bir yazı.
|
|
Bülteni beğendiyseniz, bir arkadaşınıza önerebilirsiniz.
|
|
Okuduğunuz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere.
|
|
|
|
|
|
Leave a Reply