|
Balkan Erotic Epic
|
|
Marina Abramović’in Balkan Erotic Epic adlı performansının yeni dünya prömiyeri, önümüzdeki hafta Manchester’da gerçekleşecek. Performans sanatının 78 yaşındaki duayeni Abramović, bu performansla ilgili şunları söylüyor: “Balkan Erotic Epic, kariyerimdeki en iddialı işim. Bu bana Slav köklerime ve kültürüme geri dönme, eski ritüellere bakma ve cinselliği evrenle ve varoluşumuzun yanıtlanmamış sorularıyla ilişkilendirme fırsatı veriyor. Bu projeyle şiiri, umutsuzluğu, acıyı, umudu, ıstırabı ve kendi ölümlülüğümüzü yansıtmak istiyorum.”
|
|
Performans, Balkan coğrafyasının yanı sıra Roman ve göçebe kültürlerinden gelen folklor ve geleneklere dayanıyor.
|
|
Performanstan bazı sahneler:
|
|
Scaring the Gods: Balkan köylerindeki kadınların yağmuru uzak tutmak için tarlalara koşarak eteklerini kaldırıp göklere çıplaklıklarını sergiledikleri yüzyıllar öncesine dayanan ritüelin yeniden canlandırılması.
|
|
Fertility Rite: Çıplak bedenlerin toprağa sürtündüğü, “doğurganlık için umutsuz bir çağrı” niteliğinde ateşli bir ritüel.
|
|
Massaging the Breast: Kadınların mezarların üzerinde jestlerle göğüslerini ovuşturduğu ve böylece toprağı uyandırmaya çalıştığı ritüelin uyarlanması.
|
|
Yıkıcı Çığlıklar: Marina Abramović
|
|
Vezüv, 1631’deki büyük patlamadan sonra üçte birini kaybederek ufalmış. İçindeki lava kendinden vererek daha da büyütmüş onu. Tüm varlığını eserine adayan bir sanatçı gibi. Marina da benim gözümde sanat dünyasının yanardağı: cesur, kudretli ve yıkıcı. En çok da kendisi için. Onun lavları, yazılarımı ve düşüncelerimi baştan sona kuşatıyor. İşleri, şiddetli bir yüzleşme ve doğrudan rahatsızlık hissine sebebiyet veriyor.
|
|
Hayatı boyunca sınırlarını test etti, bunu yaparken izleyicilerini de o sınavların bir parçası kıldı.
|
|
Rhythm 0 (1974): Marina, bir masaya içlerinde gül de, silah da bulunan 72 obje koydu ve bedenini seyircilere teslim etti. Oradakiler dilediklerini yapmakta özgürdü. Bu deney, başkasının üzerinde güç sahibi olduğumuzda neleri yapmaya muktedir olduğumuzu ürkütücü biçimde gösterdi.
|
|
Balkan Baroque (1997): Venedik Bienali’nde dört gün boyunca çığlık atarak sığır kemiklerini kazıdı. Altın Aslan ödülünü getiren bu performans, Balkanlar’daki etnik çatışmaları, savaş travmasını ve acıları sahneye taşıdı.
|
|
The Artist Is Present (2010): MoMA’da günlerce oturarak izleyicilerin gözlerinin içine baktı. Sessizlik ve tuhaf yakınlaşma hâli, yalnızca orada bulunanları değil, ekranlardan izleyenleri bile ağır bir duygusal atmosferin içine çekti.
|
|
Sessiz Rahatsızlıklar: Pilvi Takala
|
|
Performans sanatı her zaman böylesine şiddetli değil. Pilvi Takala’nın işleri görünmez sosyal normları sessiz ihlallerle açığa çıkarıyor.
|
|
Örneğin, bir alışveriş merkezinde içinde bir tomar para bulunan şeffaf bir poşetle gezinmek; kurumsal bir şirkette stajyer olarak hiçbir iş yapmadan ortalıkta dolaşmak; bir kariyer fuarında verilen eşantiyon ürünleri süre veya ilgi karşılığı değil, doğrudan ve teklifsizce almak… Her biri, sessizce kabul ettiğimiz yazılmamış kuralları bozarak bizi toplumsal bir aynayla yüzleştiriyor. Takala’nın Türkiye’de gerçekleştirdiği performanslar da var. Örneğin dört kadın erkek egemen mekânlar olarak görülen kahvehanelere girerek oradaki düzeni sarsıyor.
|
|
Sanatın rahatsız etme biçimleri farklı olabilir: Biri yüksek sesle, göz alıcı bir yıkıcılıkla; diğeri sessiz ve sinsi bir rahatsızlıkla. Ama her iki durumda da görev aynı: bizi, alışkanlıklarımızı ve sınırlarımızı sorgulamaya zorlamak. Marina Abramović ve Pilvi Takala, bu sorgulamanın iki ayrı yüzü olarak, performans sanatının hem bedensel hem de toplumsal boyutlarını görünür kılıyor.
|
|
Peki siz hangi performans sanatçılarını etkileyici buluyorsunuz? Favorilerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim.
|
| ❝ |
|
|
Sevinç?
Geniş yeryüzünün bir köşesinde
Işık?
Açılırsa zincirden dökülende.
Uzak sevincim ey!
Kırık dökük ülkenin seçkin çiçeği!
Nilgün Marmara, Hedef
|
|
|
|
|
|
Okuma Masam: Ali Teoman
|
|
Uzun bir aradan sonra bu hafta yeniden Ali Teoman’a döndüm. Onu, edebiyat birikimi oldukça sağlam bir arkadaşım sayesinde keşfettim. Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı’na ilk başladığımda sabırsızlık edip yarım bırakmıştım, kitaba dönmem neredeyse bir yıl sürdü. Sonrasındaysa beni ve yazma serüvenimi derinden etkileyen bir yazarla tanıştım.
|
|
Teoman’ın kitaplarını okurken hissettiğim en baskın duygu heyecan. Bu heyecan, kitabın başında da ortasında da sonunda da hiç azalmıyor; okur olarak sizi neyin beklediğiyle ilgili sürekli tetiktesiniz.
|
|
Teoman bir dil dâhisi, her sayfada bir hamur gibi oynuyor dille. Karakterleri, konuştukları biçimlerle bambaşka kimlikler kazanıyor. Her cümlesi bir bulmaca, metinleri sonsuz göndermelerle dolup taşıyor. Atmosfer kurmakta da çoğu yazarı geride bırakıyor. Konstantiniyye Üçlemesi’nde geçmiş ve gelecek iç içe geçiyor, tüm zamanlar aynı anda yaşanıyor. Ortaya çıkan İstanbul atmosferi hem büyüleyici hem tekinsiz. Gerçeklik algımızı yerle bir eden bu hacimli kitaplar, elden bırakılamadan okunuyor.
|
|
Ali Teoman, kolay bir yazar değil. Sunduklarından ne kadarını alabildiğimden hiçbir zaman emin olamayacağım. Ama alabildiğim kadarı bile bu kadar etkileyiciyken onsuz bir edebiyat düşünmek artık mümkün değil.
|
|
yalvaç
Peygamber.
Yalvaçlar, kutsal kitaplar, tuhaf dinler, gizli tarikatlar, öfkeli tanrılar, büyük yıkımlar, sinsi tuzaklar, kanlı cinayetler, garip yaratıklar ve mitolojik kahramanlar kafamın içinde dönüp duruyordu.
— Ali Teoman, Uykuda Çocuk Ölümleri
|
|
| Haftanın Kelimesi |
|
|
|
|
|
Kaçıranlar İçin
|
|
Ali Teoman’ın Karadelik Güncesi üzerine
|
|
Bülteni beğendiyseniz, bir arkadaşınıza önerebilirsiniz.
|
|
Okuduğunuz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere.
|
|
|
|
|
|
Leave a Reply