|
Hafıza ve Sansür
|
|
Banksy, yine gündemin kalbine dokunan bir eserle ortaya çıktı: Bir hakimin protestocuyu dövdüğünü betimleyen yeni duvar resmi. Fakat eser, yalnızca birkaç saat içinde üzeri örtülerek görünmez kılındı.
|
|
Biz gördük, fotoğrafladık. Asıl ilginç olan, bu silinme girişiminin onu hafızalarımıza daha çok kazıması. Sanat, görünmez kılınmak istendikçe daha da görünür hâle gelebilir. Bir duvarın üstünden kaybolsa bile, zihnimizde yer edinmeye devam eder.
|
|
Bu durum bize şu soruyu düşündürüyor: Sanatı susturmak mümkün mü, yoksa her sansür girişimi onu daha da güçlendiriyor mu?
|
|
Türkiye’de de benzer sahnelere tanık olmuyor muyuz? Kapatılan sergiler, sansürlenen filmler, yasaklanan kitaplar, bir gece yarısı kaldırılan afişler… Hatta biz sansür işini epey ileri taşıyarak sanatçılar hakkında adli prosedürler başlatıyoruz. Yine de sansür, yok etmeye çalıştığı şeyin ağırlığını büyütüyor.
|
|
Türkiye’de Sansürün Tarihi
|
|
Osmanlı’da matbaa ve basın Tanzimat’tan itibaren sıkı biçimde kontrol altındaydı; muhalif gazeteler kapatıldı, yazarlar sürgün edildi. Cumhuriyet’in tek parti döneminde Basın Kanunlarıyla bu gelenek sürdü; reformları veya devleti eleştiren yayınlar yasaklandı. 1960 ve özellikle 1980 darbeleri, kitapların toplatılması, tiyatroların kapatılması, müzik ve filmlerin sansürlenmesiyle tarihe geçti. 1990’larda Kürtçe yayınlar ve politik içerikler hedef alındı, internetin yükselişiyle dijital sansür başladı. Günümüzdeyse erişim engelleri, sergi ve tiyatro yasakları, sosyal medyadaki denetimler bu geleneğin yeni biçimlerini oluşturuyor. Böylece sansür, Türkiye’de yalnızca yazılı ya da görsel üretimi değil, kolektif hafızayı da şekillendiren kalıcı bir gölge olarak varlığını sürdürüyor.
|
|
Kamusal Alanın Politikliği
|
|
Sanat üretimi, kamusal alanda yapıldığında çoğu kez hem estetik değer hem de mülkiyet ilişkileri açısından tartışmalı bir hâle gelir. Grafiti ve sokak sanatı, tam da bu gerilimin merkezinde konumlanır. Sanatçılar, herkesin mekânı sayılan yerlerde görünür olmayı, mesajlarını geniş bir kitleye ulaştırmayı isterken; devletler, belediyeler ve mülk sahipleri bu müdahaleleri çoğu kez izinsiz işgal ya da suç olarak tanımlar.
|
|
Devlet ve bazı belediyeler kamusal alanı koruma gerekçesiyle grafitiyi yasaklarken, bazı belediyeler aynı işi festivalle meşrulaştırıyor. Bu çifte standart, sanatın değerinin aslında yasal etiketlerden çok otoritenin kabulü üzerinden şekillendiğini düşündürüyor. Toplum açısındansa bölünmüş bir algı yaratıyor.
|
| ❝ |
|
|
Ama bu seferki farklı. Bu taslağın girişindeki ilk on sayfanın yarıdan fazlasının altı kalınca çizilmiş. Sonraki yaklaşık otuz sayfanın neredeyse tamamının altı çizilmiş. Öylece elli sayfa geçince, altını çizmeye üşendiklerinden olsa gerek mürekkebin içindeki ruloyla sayfaların tamamını siyaha bulamışlar. Bütünüyle ıslanmış sayfalarından dolayı, taslak kitap üçgen bir prizma gibi kabarık duruyor.
Kömüre dönmüş taslağı hemen çantasına koyuyor. Kömür değil de sanki bir külçe demir koymuşçasına çantası ağırlaşıyor.
Han Kang, Çocuk Geliyor
|
|
|
|
|
|
Okuma Masamdan: Mülksüzler: Ütopyanın İmkânsızlığı
|
|
Tam da kamusal alanın mülkiyet hakkını tartıştığımız günlerde kitap grubumuzla Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler’ini okuduk. Başlarken bir ütopya anlatısıyla karşılaşacağınızı düşünüyorsanız, kısa sürede şaşkınlığa uğruyorsunuz. Çünkü karşımızda bir ütopya değil, ütopyanın imkânsızlığı var.
|
|
Bu fikre alışınca fark ediyorsunuz ki, eğer yazar sistemi açıkça savunan, övgülerle bezeli bir ütopya yazsaydı, bu kadar sarsıcı olmazdı. Mülksüzler, kâğıt üzerinde kusursuz görünen düzenlerin, insan zaafları devreye girdiğinde nasıl bozulup yozlaştığını etkileyici biçimde gösteriyor.
|
|
Üstelik mülkiyetsiz ve otoritesiz bir yaşamın ancak fakir, çorak, kaynak yoksunu bir gezegene kaçarak mümkün olabilmesi; sömürücü sistemin ve mağdurlarının arkada bırakılmış olması romanın en çarpıcı taraflarından biri.
|
|
Fikirsel olarak çok güçlü bulsam da, Le Guin’in Yerdeniz Serisi’ni dil ve felsefi derinlik açısından daha zengin bulduğumu söylemeliyim. Belki bu fark çeviriden de kaynaklanıyordur.
|
|
Yine de kitap, “Eşitlikçiliği savunduğunu söyleyen insanlar olarak böyle bir düzende nelerden vazgeçmeye hazır olurduk?” sorusunu sürekli sorduran, birçok tartışma açan ve iz bırakan bir eser oldu.
|
|
çöngül
Ufak bataklık (halk ağzı)
Düşünün çöngülünden sıyrılıyordu…
— Bilge Karasu, Göçmüş Kediler Bahçesi
|
|
| Haftanın Kelimesi |
|
|
|
|
|
Kaçıranlar İçin
|
|
Doğu Almanya’da Sansür ve Direnen Sanatçılar: Claus ve Erika Hopke
|
|
Bülteni beğendiyseniz, bir arkadaşınıza önerebilirsiniz.
|
|
Okuduğunuz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere.
|
|
|
|
|
|
Leave a Reply