|
İnsanlık tarihini genellikle yazıyla başlatırız, ancak hikâye kelimelerden çok daha önce, mağara duvarlarında bıraktığımız izlerle başladı. Bugün sizi, tarihin bilinen en eski “Ben buradaydım,” mesajına, Endonezya’nın nemli mağaralarına götürüyorum.
|
|
67.800 Yıl Önceki Varoluş Kanıtı
|
|
Sulawesi adasındaki Maros-Pangkep mağaraları, sadece birer kaya kovuğu değil, insanlık hafızasının en eski kütüphaneleri. Yapılan son analizler, buradaki kırmızı pigmentli el şablonlarının tam 67.800 yıl öncesine ait olduğunu kanıtladı.
|
|
Bu tarih neden bu kadar sarsıcı? Çünkü uzun bir süre boyunca sanatın beşiği olarak Avrupa’yı (Lascaux veya Altamira) gördük. Oysa Sulawesi bize, sembolik düşüncenin tek bir merkezde doğmadığını, insan yaratıcılığının dünyanın farklı köşelerinde eş zamanlı olarak başladığını gösteriyor. Bu el izleri, sadece görsel bir dekorasyon değil; soyut düşüncenin, topluluk bilincinin ve ben algısının biyolojik sınırları aşarak taşa dökülmüş ilk hâli.
|
|
Bağlam Kaybolduğunda: Sembollerin Bilinmeyen Dili
|
|
Bir sembolü, ait olduğu kültürün kullanım kılavuzu olmadan yorumlamak, hiç bilmediğimiz bir dilde yazılmış bir şiiri sadece harflerine bakarak anlamaya çalışmaya benziyor.
|
|
İsmail Gezmiş’in Sanatın Mitolojisi kitabından öğrendiğim üzere, Bizans İmparatorluğunda 8. ve 9. yüzyılda kiliselerde dinî figürlerin yasaklandığı dönemde, sanatçılar kutsal hikâyeleri hayvan sembolleriyle tasvir etmiş. İsa balık olarak, son akşam yemeği horozla, cennet tavus kuşuyla temsil edilmiş. Eğer elimizde o dönemin teolojik metinleri olmasaydı, bugün o kiliselere bakıp “Bu insanlar hayvanlara tapıyordu,” diyebilirdik.
|
|
Aynı risk Sulawesi ve tarih öncesi tüm temsiller için de geçerli. El şablonları birer mülkiyet işareti miydi? Bir erginlenme töreninin parçası mı? Yoksa ruhlar dünyasına açılan bir kapı mı? Arkeoloji bize zamanı ve mekânı veriyor; ancak niyeti okumak bir nevi fal açmaya benziyor.
|
|
Neden Bazı Sesler Daha Gür?
|
|
Mağara sanatına baktığımızda, tarihin bize sunduğu tablonun o zaman bile objektif olmadığını görüyoruz. Arkeolojik kayıtlar bile belirli bir yanlılık içeriyor. Mağaralarda neden devasa av sahneleri ve kaslı hayvan figürleri baskınken, aslında toplumun özünü oluşturan toplayıcılık veya kadın figürleri daha az resmedilmiştir?
|
|
Neden belirli hayvanlar (örneğin geyikler veya domuzlar) binlerce kez tekrar edilirken, ekosistemin diğer parçaları görmezden gelinmiştir?
|
|
Özetle; sanat, hayatın tam bir kopyası değil, toplumun kendi hafızasında saklamak istediği kısmın bir kurgusudur. Biz bugün tüm geçmişi değil, sadece onların kayda değer bulduklarını görüyoruz.
|
| ❝ |
|
|
Temsil edilmiyorsanız, yok sayılırsınız… Bu temsili bizzat var ederek, kendi toplumsal varlığımı ilan etme ihtiyacı hissettim.
Njideka Akunyili Crosby
|
|
|
|
|
|
Okuma Masam: Zamanla Aynı Kumaştan
|
|
Yolculuğuna başından beri şahit olmaktan gurur duyduğum Sezen Ergen Breitegger’ın Zamanla Aynı Kumaştan isimli kitabı raflarda. Yazıldıkları gibi okuma şerefine nail olduğum bu metinleri deneme olarak adlandırmak yetersiz kalıyor.
|
|
Sezen’in kaleminin en çarpıcı özelliği, metinlerinin doluluğu. Ancak bu doluluk, okuru yoran bir bilgi yığını değil; aksine, bir konunun nasıl başka disiplinlerle ya da hayattan kesitlerle beslenebileceğini gösteren bir zenginlik. Okuru Viyana sokaklarında gezerken Goethe’nin Doğu-Batı Divanı’na, gurbet hissi içindeyken Thomas Bernhard’ın huzursuzluğuna ya da Amerika’nın muhafazakâr kesimine yaptığı bir yolculuktan Sylvia Plath’in intiharına taşıyabilmesi; yazarın zihnindeki sınırların ne kadar geçirgen olduğunu kanıtlarken, okuru da peşine taktığı muazzam yolculuklara çıkarıyor.
|
|
Okur; karşısında sadece bir yazar biyografisi ya da derinliksiz bir kitap eleştirisi değil, anlatılanların edebiyattaki ve aynı zamanda yazarın hayatındaki iz düşümlerini buluyor ve böylece kendi yaşamındaki aynı kumaşları keşfediyor. Neticede, edebiyatın üzerimizdeki dikiş izleri daha da belirginleşiyor
|
|
Sezen, derin bilgisine rağmen ele aldığı konulara üst bir perdeden değil, bir okuma arkadaşı samimiyetiyle yaklaşıyor. Bir metni çözerken duyduğu heyecan, Anne Carson’ın bir dizesine sırılsıklam âşık oluşu veya Vüs’at O. Bener’in paragraflarını ezberleyişi, en karmaşık konuları bile okur için davetkâr ve eğlenceli kılıyor.
|
|
Edebiyat, Sezen için bir hobi değil, bir yaşam biçimi. Ürettikleri de okuyana da “İyi ki edebiyat var,” dedirtiyor.
|
|
eleğimsağma
Gökkuşağı.
Parça parça açılan minimini eleğimsağmalarda bütün renkler kaynaşıyordu.
— Ömer Seyfettin
|
|
| Haftanın Kelimesi |
|
|
|
|
|
Kaçıranlar İçin
|
|
Asch’in sosyal uyum deneyinden yola çıkarak insanın kabileye ait olma içgüdüsünü inceleyen yazımda, günümüzün sahte bireysellik illüzyonu ile toplumsal onay arasındaki çatışmayı sorguluyorum.
|
|
Bülteni beğendiyseniz, bir arkadaşınıza önerebilirsiniz.
|
|
Okuduğunuz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere.
|
|
|
|
|
|
Leave a Reply