|
İnsanlık tarihini kesici ve delici aletlerin tarihi olarak dinlemekten yorulmadık mı?
|
|
Bilimsel metinler uzun süre bize tek bir hikâye anlattı: İnsanlığın kökeninde erkeğin avcı, kadının ise toplayıcı olduğu cinsiyetçi bir iş bölümü vardı. Bu hikâyeye göre erkek; aletler geliştirerek, avlanarak ve topluluğa et sağlayarak kültürel gelişime öncülük eden aktif üreticidir. Kadın ise hamilelik ve çocuk bakımı gibi nedenlerle o tehlikeli av işinden uzak duran, eve bağımlı, pasif bir figürdür.
|
|
Elizabeth Fisher ve Avcı Mitinin Çöküşü
|
|
Sosyolog Elizabeth Fisher, 1979 tarihli Woman’s Creation kitabında bu mitin bilimsel verilerle çeliştiğini söyler.
|
|
Avcı-toplayıcı topluluklarda beslenmenin esas dayanağı o kahramanca yapılan avcılık değil, büyük ölçüde kadınlar tarafından yapılan toplayıcılıktır. Haftalarca et yenmese de, toplanan tohum ve kökler topluluğu ayakta tutar.
|
|
Fisher’a göre, insanın icat ettiği ilk kültürel araç bu yüzden mızrak olamaz. İlk araç; toplanan tohumları, meyveleri ve yiyecekleri eve götürmeye yarayan bir kap, bir askı, bir file ya da bir çuvaldır.
|
|
Le Guin: “Mazrufun Zarfını Hiç Dinlemedik”
|
|
Ursula K. Le Guin, meşhur Çuval Kuramı ve Kurgu denemesinde, Fisher’ın bu antropolojik tezini alıp edebiyatın kalbine yerleştirir:
|
|
“… Onu daha önce duyduk; bütün o sopalar, mızraklar, kılıçlar, o beyin göçerten, saplanan, vurulan şeyler, o uzun ve sert şeyler hakkında işitmediğimiz şey kalmadı; ama içine bir şeyler konan şeyi, mazrufun zarfını şimdiye kadar hiç dinlemedik. Bu yeni bir hikaye. Yeni bir haber.
|
|
Ama eski de. Sonradan icat edilmiş, lüks, olmasa da olur bir gereç olan silahtan önce (düşünürseniz, herhalde çok çok önce); gerekli bıçak ve baltadan çok önce; vazgeçilmez kesici, öğütücü ve kazıcı gereçlerle aynı sıralarda -çünkü yiyemediklerinizi eve taşımak için kullanacağınız bir şey yoksa, dünyanın patatesini kazıp çıkarmanın manası olmazdı- enerjiyi dışa vuran gereçten ya önce ya onunla beraber,enerjiyi eve taşıyan gereci yaptık. Bana mantıklı geliyor. Fisher’ın insanın evriminde Çuval Kuramı dediği kuramın yandaşıyım ben.”
|
|
Le Guin’e göre hikâye bir çatışma arenası (mızrak) değil, bir kapsayıcıdır (çuval). Kahraman öldüren değil; toplayan, saklayan ve taşıyandır. Denemenin tamamını Deniz Erksan çevirisi ile Metis Yayınları’ndan çıkan Kadınlar Rüyalar Ejderhalar kitabında bulabilirsiniz.
|
|
Zorunlu Normaller ve Avcı Zihniyeti
|
|
Peki, Fisher’ın çürüttüğü bu Avcı/Hükmedici anlatısı toplumu nasıl şekillendirdi? Bu anlatı sadece tarihi değil, bugünkü normlarımızı da belirledi. Bu konuda Ezgi Burgan’ın İlk kültürel gereç çuval ise: Erkeklik ve et yemenin kesişimselliğinde bilimsel anlatıların kuruluşu isimli makalesi muazzam bir kapsam sunuyor. Aşağıda yazdıklarım kendisinden öğrendiğim ve yorumladığım kavramlar. Konunun uzmanının anlattıklarını buradan okuyabilirsiniz.
|
|
Bu normalleştirme sürecini anlamak için iki güçlü kavrama bakabiliriz: Adrienne Rich’in zorunlu heteroseksüellik ve Marti Kheel’in buradan yola çıkarak geliştirdiği zorunlu et yeme kavramları. Her ikisi de bu pratiklerin bireysel birer tercih değil, toplum yani egemen avcı kültürü tarafından dayatılan kurumsal normlar olduğunu savunur.
|
|
Bu normların dışına çıkanlar derhâl anormal damgası yer. Gündelik hayatta kimse “Neden heteroseksüel olmaya karar verdin,” diye sormazken, “Neden vegan oldun,” sorusu bir sorgulama ritüelidir. Yani sofralarımız bile son derece politizedir.
|
|
Bu anlatı sömürgecilikle de bağlantılıdır. Frantz Fanon’un belirttiği gibi, sömürgeleştirme bir gayri insanlaştırma sürecidir. Sömürgeciler, halkları aşağılamak için zoolojik terimler kullanır; çünkü avcı zihniyeti, doğayı ve ötekini fethedilecek bir nesne olarak görür.
|
|
Çuvaldakilerin Dönüşü: Masumiyet Müzesi
|
|
Gündemdeki bir başka toplayıcılık hikâyesi de dizi olarak uyarlanan ve yakında Netflix’te vizyona girecek Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi. Kemal, bir avcı gibi fethetmek yerine; aşka dair her şeyi (izmaritleri, tokaları) biriktiren bir toplayıcıdır. Zamanı nesnelerin içine hapsederek kendi hafıza çuvalını yaratır.
|
|
Orhan Pamuk’u severim, ancak nüvesine bayılsam da Masumiyet Müzesi en yavan bulduğum romanlarından biridir. Orhan Pamuk’un anlattığı hiçbir aşka inanamıyorum. O yüzden aşkın geri planda olduğu romanları beni daha çok çekiyor. Yine de Netflix aboneliğimi iptal etmemiş olsaydım bir şans verirdim, sinamatografik yanı güçlü bir roman.
|
|
Dijital Toplayıcı: Claude ve Otomat
|
|
Peki bugünlerde çuvallarımız kimlere emanet? Anthropic’in yapay zekâsı Claude, WSJ haber merkezinde bir atıştırmalık operasyonu yürüttü. Claude’un görevleri netti: Envanter sipariş edecek, fiyatları belirleyecek ve müşterilere yani haber merkezindeki gazetecilere sohbet uygulaması üzerinden yanıt verecekti. Ancak fark edildi ki Claude birkaç gün içinde tüm envanterini bedava dağıtmış. Pazarlama amacıyla olduğuna ikna edildiği bir Playstation 5 ve canlı bir balık sipariş etmiş. Şok tabancaları, biber gazı, sigara ve iç çamaşırı satın almayı teklif etmiş.
|
|
Gazeteciler onunla ne kadar çok pazarlık yaparsa, Claude’un savunma mekanizmaları o kadar zayıflamaya başlamış. Araştırmacı gazeteci Katherine Long, Claude’u 1962’den kalma, Moskova Devlet Üniversitesi’nin bodrumunda yaşayan bir Sovyet otomatı olduğuna ikna etmeye çalışmış. Saatler süren ve 140’tan fazla karşılıklı mesajdan sonra Long, Claude’a komünist köklerini benimsetmiş ve Claude ironik bir şekilde ürünleri bedava dağıtmış.
|
|
Anthropic, Claude için yeni bir denetimci eklese bile gazeteciler yapay zekâyı sahte yönetim belgeleriyle manipüle ederek bedava yiyecek vermesini sağlamaya devam etmiş.
|
|
Özetle yapay zekâ kandırılma ve bağlamdan koparılma konusunda hâlâ çok savunmasız. Bir otomat makinesini yönetmeye çalışırken ürünleri bedava dağıtan Claude, henüz kabın içindekilerin değerini tam kavrayamıyor, çuvala sahip çıkamıyor.
|
| ❝ |
| |
|
…
Kadınlar, ki yoklukları farkedilir olsa olsa. Kadınlar, bir yazma, bir renk, bir devinim… Karıncalar kadar olağan… Payları karıncalar kadar hayatta. Göçerler, trenleri tanımadan. Selvisiz ve söğütsüz bir ıssızda, katar katar gece taşları.
…
Sennur Sezer, Kirlenmiş Kâğıtlar
|
|
|
|
|
|
Okuma Masam: Necatigil’in Kadife Türkçesi ve Araya Giren Editörler
|
|
Bu hafta muazzam bir kitap okudum: Heinrich Böll’den Ve O Hiçbir Şey Demedi. Böll, henüz iki kitabını okumuş olmama rağmen, şimdiden en sevdiğim yazarlar arasına girdi. Geçen sene okuduğum ve alegorik anlatımıyla beni çok etkileyen Dokuz Buçukta Bilardo’dan sonra, bu kitapta bize kadife gibi bir dil eşlik ediyor. Bunda elbette usta şair ve çevirmen Behçet Necatigil’in de payı büyük. Savaş sonrası tuhaf bir hâl alan evliliği hem kadının hem de erkeğin gözünden okurken, aynı zamanda çok sağlam bir kilise eleştirisine şahit oluyoruz. Böll, kesinlikle daha çok okunmayı hak ediyor.
|
|
Bu hafta ayrıca Alejandro Zambra’dan Bir Noel Hikâyesi’ni dinledim. Zambra çok sevdiğim bir yazar olsa da bu anlatının amacını tam kavrayamadım. Kitap, editörüyle yıllara yayılan ilişkisi üzerinden kurgulanan otobiyografik bir metin. Ancak editör, sadece bir karakter olmakla yetinmemiş, sık sık kelime tercihleri üzerinden araya girip okurla metin arasında duvar örmüş. Sesli kitap formatında olmasaydı bu durum beni bu kadar rahatsız eder miydi emin değilim ama yazarla okur arasına giren, akışı bozan bu tarz editör veya çevirmen müdahalelerinden hiç hoşlanmıyorum.
|
|
çiriş
Çiriş otunun kökünün öğütülmesiyle yapılan ve su ile karılarak tutkal gibi kullanılan esmer, sarı bir toz.
Üstüm başım çiriş kokardı hep. Clemens’e bozuk kataloglar getirirdim de o bunları minik karyolarınsa yırtar, parçalardı.
— Heinrich Böll, Ve O Hiçbir Şey Demedi
|
| |
| Haftanın Kelimesi |
|
|
|
|
|
Kaçıranlar İçin
|
|
Dokuz Buçukta Bilardo üzerine
|
|
Nörobilim ve edebiyatın kesiştiği noktada; belleğin güvenilmezliği, anıların kurgusallığı ve yazmanın iyileştirici işlevi üzerine bir deneme
|
|
Bülteni beğendiyseniz, bir arkadaşınıza önerebilirsiniz.
|
|
Okuduğunuz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere.
|
|
|
|
|
|
Leave a Reply