|
Frankenstein: Bilimden Edebiyata, Edebiyattan Bilime
|
|
Yeni varyant haberleri artık sıradanlaşmış olsa da, bu kez varyantın adı dikkat çekiyor. Resmî adı XFG olan varyant, medyada Frankenstein olarak anılıyor. Adlandırma, virüsün, aynı anda iki farklı varyant tarafından enfekte olmuş bir hücrede genetik materyal alışverişi yaparak ortaya çıkan melez yapısına atıf yapıyor. Bilimi konu olan bir edebiyat eserinin yazıldıktan iki yüzyıl sonra bilime konu olması muazzam.
|
|
Mary Shelley’nin 1818’de yayımlanan romanı için yarattığı karakter, her dönemin ölümsüz popüler ikonu hâline geldi. Romanın çoğu uyarlaması eserin aslına sadık olmasa da Shelley’in hikâyesi zamanının ötesine geçen bir karakter yarattı.
|
|
Mary Shelley’nin Frankenstein’ı
|
|
Mary Shelley, 1816 yazını eşi Percy Bysshe Shelley, ünlü şair Lord Byron, üvey kardeşi ve aynı zamanda Byron’ın sevgilisi olan Claire Clairmont ile İsviçre’de Cenevre Gölü kıyısında geçirir. O yaz, tarihte kaydedilen en şiddetli volkanik patlamalardan biri olan Endonezya’daki Tambora Yanardağı’nın patlamasıyla hava sürekli kasvetli, karanlık ve soğuktur. Romanın böyle bir atmosferde doğmuş olması şaşırtıcı değildir.
|
|
Lord Byron’ın önerisiyle grup, vakit geçirmek için korku hikâyeleri yazmaya karar verir. Mary başlangıçta fikir bulmakta zorlanır, ancak gördüğü bir rüya kitabın konusunu tetikler. O dönemde Avrupa’da ölü dokuyu canlandırma fikri ve kas hareketlerini elektrikle uyarmaya yönelik deneyler oldukça popülerdir.
|
|
1817’de tamamlanan roman, 1818’de Percy Shelley’in ön sözüyle Mary’nin adı olmadan yayımlanır. Erkek egemen sanat dünyasında kitap üzerindeki Percy Shelley etkisi hâlen tartışılmaktadır.
|
|
Dehanın Kökeni
|
|
Kadın-erkek tartışmalarını bir kenara bırakacak olursak, asıl şaşırtıcı olan, Mary’nin bu kitabı henüz on sekiz yaşındayken yazmış olmasıdır. Birçok etik sorunu tartışmaya açan ve farklı anlatım tekniklerini barındıran bir eserin böylesine genç birinin elinden çıkmış olması neredeyse inanılmaz görünür.
|
|
Bunu anlayabilmek için Mary’nin yetiştiği ortama bakmak gerekir. Annesi Mary Wollstonecraft, ünlü bir yazar ve kadın hakları savunucusuydu; ne yazık ki Mary doğarken meydana gelen komplikasyonlar sonucu hayatını kaybetti. Babası William Godwin ise radikal fikirleriyle tanınan bir filozof ve yazardı. Mary, evlerindeki geniş kütüphaneden yararlanarak çok iyi bir okuma ve yazma eğitimi aldı. Antik Yunan ve Latin edebiyatı, felsefe ve bilimle çok erken yaşta tanıştı. Evleri, dönemin entelektüel buluşma noktalarından biriydi; bilimsel merak, felsefi tartışmalar ve toplumsal eleştirinin iç içe geçtiği bu ortamda Mary, cesur, sorgulayıcı ve özgür düşünen bir birey olarak yetişti.
|
|
Babası aracılığıyla tanıştığı Percy Shelley ile de çok genç yaşta bir bağ kurdu. Birlikteliklerinin başında Percy evliydi ve ancak eşinin intiharı sonrasında Mary ile evlenebildi. Bu ilişki nedeniyle, başta eşinin ailesi olmak üzere toplum tarafından dışlandı. Önce ilk iki çocuğunu, ardından da eşini kaybetti; doğumundan itibaren trajediler ve kayıplarla örülü bir yaşam sürdü.
|
|
Frankenstein’ın Yıllara Direnen Büyüsü
|
|
Genç bilim insanı Victor Frankenstein, doğanın sırlarını çözme ve ölü maddeye yaşam verme takıntısıyla kendini bilime adamıştır. Yıllar süren çalışmaların ardından, ölü beden parçalarından devasa ve korkutucu bir varlık yaratır. Ancak yarattığı canlıdan korkup kaçar. Yaratık yalnız kalır, insanlar tarafından dışlanır ve hor görülür. Toplum onu reddederken, o okumayı, konuşmayı ve düşünmeyi öğrenir. İnsanları gözlemler ve insan olmanın ne demek olduğunu sorgular. Gördüğü zulümlerle kini büyür. Bu yönüyle roman, çok güçlü bir öteki anlatısıdır.
|
|
Popüler kültürün aksine, doktorun adı Frankenstein’dır; yarattığı canlıya bir isim vermemiştir. Mary Shelley romanını Frankenstein ya da Modern Prometheus başlığıyla yayımlamıştır. Mitolojide Prometheus, insanlara ateşi verdiği için tanrılar tarafından cezalandırılmıştır. Ateş; bilgi, teknoloji ve uygarlığın simgesidir. Victor Frankenstein da doğanın sınırlarını aşarak yeni bir yaşam yaratır ve Prometheus gibi trajik bir sona sürüklenir.
|
|
Yaratık, kurban ve canavar arasında gidip gelen bir karakterdir, özellikle kitapta tam anlamıyla bir kurbandır. Barındırdığı birbirine tezat kimliklerle çok katmanlı bir ikon hâline gelmiştir. Roman, insan olmanın ne demek olduğunu, koşullarını ve yaratma gücüyle birlikte gelen sorumluluğu sorgular, etik sınırları tartışmaya açar.
|
|
Kitabın ortaya attığı sorular biyoteknoloji, yapay zekâ, genetik mühendisliği, sibernetik ve transhümanizm gibi alanlarla hâlâ güncel ve geçerlidir.
|
| ❝ |
|
|
…
yasak ettiler dünyayı bana
ve örttüler deniz seslerini
kendi gırtlaklarıyla,
ve deniz-yıldızlarını
ve savrulan kumları,
ve kaya ılgınını ve titreşimlerini rüzgârın
– kesemediler senin sesini.
Hilda Doolittle, Kirke, Çeviren: Güven Turan
|
|
|
|
|
|
Okuma Masam: Keşifler
|
|
Bu hafta dünya edebiyatına, tanımadığım şair ve yazarlara yöneldim. Bunlardan ilki Hilda Doolittle’dı. Güven Turan’ın derlemesi ve çevirisiyle yayımlanmış Seçme Şiirleri okudum. Doolittle, modernist akımın ve imgeci şiirin öncülerinden biri. Şiirleri kısa, ritmik ve canlı. Aynı zamanda cinsiyet eşitsizlikleri üzerine erken dönem düşünürlerinden biri. Şiirlerindeki mitoloji göndermeleri oldukça keyifliydi.
|
|
Bu hafta tanıştığım bir diğer isim Amerikalı yazar, şair ve eleştirmen Gertrude Stein. Stein da Doolittle gibi modernizmin önemli öncülerinden biri olarak kabul ediliyor. Özellikle deneyselliği ve dil oyunlarıyla tanınıyor. Ve tarihler henüz 1900’lerin başları. İlk eseri dilimize Ferit Burak Aydar tarafından çevrilmiş Üç Hayat’ta bu oyunları ve farklılığı görmüyoruz. Yine de yarattığı karakterler dönemine göre farklı ve ilgi çekici. 1914’te yayımlanmış Tenders Button deneysel edebiyatın âdeta sözlük karşılığı gibi şiirsel nesne betimlemelerinden oluşuyor. Zor bir kitap. Biçim ve fikir itibariyle çok etkileyici bulsam da içerikteki oyunlar pek bana hitap etmedi. Ancak nesneleri tarif etme biçimi yine de ilham vericiydi. Edebiyat tam da böyle bir şey sanırım. Bambaşka bir şey, içimizdeki bambaşka bir şeyi tetikler. Dışarıdan bakan bir bağ göremez ama bilen için, nüve aynıdır. Ve yaratan için, o nüvenin yeri, her zaman ayrıdır. Dünyayı çoğaltan tüm yazarlara müteşekkirim.
|
|
galiz
Kaba ve çirkin.
Uzun, esmer, soluk benizli, seyrek saçlı bir şeydi, öksürüğü hiç kesilmezdi, aksi bir tipti ve her zaman pis, galiz küfürler ederdi.
— Gertrude Stein, Üç Hayat, Çeviren: Ferit Burak Aydar
|
|
| Haftanın Kelimesi |
|
|
|
|
|
Kaçıranlar İçin
|
|
Joseph Wright of Derby’nin Hava Pompasındaki Kuş Üzerine Deney tablosu üzerinden insanın merakı ve gölgeleri hakkında bir deneme
|
|
Bülteni beğendiyseniz, bir arkadaşınıza önerebilirsiniz.
|
|
Okuduğunuz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere.
|
|
|
|
|
|
Leave a Reply