|
Metakurguya, karşılaşmayı beklediğim en son yerlerden birinde, Çarşamba akşamı Devlet Operası sahnesinde izlediğim Romeo ve Juliet temsilinde rastlayınca haftanın konusu da kendiliğinden belirmiş oldu. Anlatının kendisini konu alan bu tür beni çok heyecanlandırıyor ve sizinle birlikte biraz derinine inmek istedim.
|
|
Metakurgu Nedir?
|
|
Patricia Waugh’a göre metakurgu, “Kendi varlığının bir yapıt olduğunu bilinçli ve sistemli bir şekilde göstererek kurmacayla gerçeklik arasındaki ilişki hakkında sorular soran bir kurmacadır.” Kendi yapılandırma yöntemlerini eleştirel bir şekilde sunduğunda, metin yalnızca anlatının temel yapısını incelemekle kalmaz, aynı zamanda edebî kurmacanın dışında dünyanın olası kurmacılığını da sorgular.
|
|
Metakurgu teknikleri arasında yazarın kendisini metin içinde göstermesi, anlatının yapısını sorgulaması, okurun dikkatini metnin teknik yönüne çekmesi ve hikâye içinde hikâye gibi oyunlar yer alır.
|
|
Metakurgunun Özellikleri
|
-
Dördüncü duvarı yıkar: Yazar ve okur arasındaki sınır kalkar, gerçekle kurgu arasındaki çizgi bulanıklaşır.
-
Kendine dönüş: Yazar, sanatsal süreçleri öz yansıtma ve öz bilinçle aktarır.
-
Deneysel: Alışılmadık anlatılar yaratır.
-
Karakter farkındalığı: Hikâyenin içindekiler, türün kalıplarını ve karakterleri yorumlar.
|
|
Metakurgu terimi 1970’lerde popülerleşmiş olsa da, erken örnekleri 17. yüzyılda Don Kişot, 18. yüzyılda Tristram Shandy’de görülebilir.
|
|
Metakurgunun Türleri
|
-
Açık: Metnin yüzeyinde belirgin meta öğeler.
-
Doğrudan: Metin içinde atıf veya göndermeler.
-
Dolaylı: Metin dışında gerçekleşen göndermeler, parodiler gibi.
-
Eleştirel: Metnin yapaylığını eleştirir.
|
|
Sanatın Diğer Alanlarında Metakurgu
|
|
Metakurgu, genellikle edebiyatta öne çıkan bir kavram olarak bilinse de, aslında tüm sanat dallarında kendini gösterir.
|
-
Görsel sanatlar: Görsel sanatlarda meta yaklaşım, sanatın kendi doğasını sorgulamakla kendini gösterir. Duchamp’ın nesneleri; sanatın doğası, sanatçının rolü ve izleyicinin algısı üzerine bir yorum olarak değerlendirilebilir. Çünkü bu nesneler, sanatın ne olduğu, nasıl algılandığı ve hangi bağlamda üretildiği üzerine düşünmeye sevk eden birer kavramsal araçtır. Magritte’in eserlerindeki oyunlar metakurgunun bazı özelliklerini taşır, izleyicinin yalnızca eseri gözlemlemekle kalmayıp, aynı zamanda eserin nasıl oluşturulduğunu, neyi temsil ettiğini ve kendisinin bu temsil sürecindeki rolünü düşünmesini sağlar. Fotoğraf sanatçısı Sherrie Levine’in çalışmaları kendi yaratımı yerine başka bir sanatçının eserini referans almasıyla sanatın kendi doğasını sorgulayan bir yaklaşım ortaya koyar. Böylece izleyici sadece fotoğrafı görmekle kalmaz; eser, sanat ve özgünlük kavramlarını düşünmeye sevk edilir. Kendini yaptığı tabloya ressam olarak yerleştiren Velázquez’in Nedimeler’i ve Arnolfi’nin Evlenmesi isimli tablosunda resmin merkezine yerleştirdiği aynada resim dışındaki gerçekliği bizlere sunan Jan van Eyck metakurgunun en bilindik isimleri.
-
Sinema: Metakurgunun yoğun olarak kullanıldığı bir başka alan da sinemadır. Kameraya dolayısıyla seyirciye konuşan, senaryonun farkında olan karakterler, film içinde film göstermek, ünlü filmlere yapılan göndermeler metakurgu tanımlamalarına girer. Deadpool, The Truman Show, Stranger Than Fiction, Adaption gibi örnekler verilebilir.
-
Müzik: John Cage’in 4’33’’ adlı eseri 20. yüzyıl müziğinin en radikal ve tartışmalı yapıtlarından biridir. Eser adını süresinden alır. Dört dakika otuz üç saniye boyunca piyanist çalacakmış gibi yapar ama hiçbir ses çıkarmaz. Performansın kendisi dinleyiciyle birlikte kurulan bir meta deneyim hâline gelir. Eser, kendi sınırlarını sorgular; dinleyicileri müzik ve sessizlik kavramını düşünmeye zorlar. Salondakilerin nefesi, öksürmesi, hareketi, yani gerçek zamanlı tepkileri, performansın bir parçası olur.
|
|
Sonuç olarak, meta yaklaşım yalnızca edebiyatla sınırlı kalmaz; sanatın tüm alanlarında izleyiciye düşünsel bir oyun ve farkındalık deneyimi sunar. Sınırlar o kadar bulanıktır ki, farklı disiplinlerde çeşitli yaklaşımları metakurgu olarak değerlendirmek zor değildir.
|
| ❝ |
| |
|
…Joyce neredeyse hemen kanona girmişti; Woolf ise ya kanondan dışlanmış ya da onlarca yıl gönülsüzce ve tereddütle kabul edilmişti. İncelikli ve çarpıcı anlatım teknikleri ve araçlarıyla Deniz Feneri’nin, daha sonra yazılan romanları, abidevi bir çıkmaz sokak olan Ulysses’ten çok daha fazla etkilediğini öne sürmek mümkündür. “Sessizlik, sürgün ve kurnazlığı” seçen Joyce korunaklı bir hayat sürmüş, kendi yazıları ve kariyeri dışında hiçbir sorumluluk almamıştı. Woolf ise kendi ülkesinde düşünsel, cinsel ve siyasi açıdan aktif olan insanlardan oluşan sıradışı bir çevrede dolu dolu yaşamıştı ve yetişkin hayatı boyunca başka yazarları tanımış, okumuş, eleştirmiş ve eserlerini yayımlamıştı. Burada kırılgan olan Joyce, çetin ceviz olan Woolf'tur; kült nesnesi ve talihin jesti olan figür Joyce, birçok yazarı etkilemeye devam eden ve yirminci yüzyıl romanında merkezi bir yere sahip olan figür ise Woolf'tur.
Ama kanonu oluşturanların bir kadın yazara bahşedeceği son şey merkezi bir yerdir. Kadınlar çeperde bırakılmalıdır…
Ursula K. Le Guin, “Yok Olan Büyükanneler”den
|
|
|
|
|
|
Okuma Masam: Büyülendiğim Metakurgular
|
|
Bu hafta bültenin konusuna sadık kalarak sevdiğim metakurgulardan bahsetmek istedim.
|
|
Sanırım açık ara en sevdiğim metakurgu Tristram Shandy Beyefendi’nin Hayatı ve Görüşleri. Adıyla bir otobiyografi vadeten ancak Tristram Shandy Beyefendi’yi neredeyse hiç görmediğimiz bir kitap. Konu dışına çıkmak bu kitabın yazılış amacı. Yapı Kredi Yayınları’ndan Nuran Yavuz çevirisiyle okuduğum kitaba Orhan Pamuk çok kapsamlı bir ön söz yazmış. Bu ön söz okuru hem karşılaşacağı şeylere çok iyi hazırlıyor hem de edebiyatla ilgili düşündürüyor. Orhan Pamuk’un da bahsettiği gibi amaçsız hikâyenin mucidi, Sterne. Ansiklopedik bilgiler, Tristram’ın ailesinin yaşantısı, felsefi tartışmalar, gündelik olaylar kitabın merkezinde. Yazarın okurla konuştuğu ironik dil çok eğlenceli. Aynı zamanda anne, baba, amca üzerinden bir insan doğası parodisi.
|
|
Yapraklar Evi’ni okuduğumda ömrüm boyunca okuyacağım en farklı kitap olacağını biliyordum. Henüz tahtını sallayan olmadı. Bu kitap deliliğin kutsal kitabı olmalı. Hangi kitabı ters çevirerek, ayna tutarak, boşlukları doldurarak, karalanmış yerleri anlamaya çalışarak okursunuz ki? Sayfalarca liste, sayfalarca dipnot, biçimin hikâyeyle beraber giderek tuhaflaşması… Çok katmanlı bir kurgu, postmodern edebiyatın tüm özelliklerini bünyesinde toplayan bir eser. Kitabın kendisi de anlattığı gibi bir labirent. Kendi bağlantılarınızı kurup kendi hikâyenizi yaratıp kendi kitabınızı yazıyorsunuz. Çok enteresan bir deneyim.
|
|
Solgun Ateş, yazma serüvenimde derin bir iz bıraktı. Yazdıklarımın bu kitapla beraber biçim değiştirmeye başladığını söyleyebilirim. Sürekli aynı tarzda yazmıyorum ama metinle oyun oynamam için bana cesaret veren kitaptır. Kitap, oyunlara meraklı okurlar için bir tür Jumanji. Tehlikeli, sürükleyici ve yarım bırakılamaz… Çok tekinsiz biliyorsunuz ama oyun ne yapıp edip sizi içine çekiyor. Nabokov’un kendi eserleri de dâhil olmak üzere edebî göndermeler, sözcük oyunları, mitolojik ve felsefi referanslarla bezediği Solgun Ateş, güvenilmez bir anlatıcının rehberliğinde ilerleyen bir metakurmaca. Hiçbir şeyden emin olamadığımız bir dünya. Böylesine büyük kitaplar beni her zaman okur olarak da ürkütmüştür. Ciddi ve eğlencesiz bir metin okuyacakmışım gibi hissederim. Ama içine girdiğimde, hiç de öyle olmadığını fark ederim. Usta yazarlar bu işi öyle renkli yapıyor ki, siz de o renklere bulanıyorsunuz. Solgun Ateş’i okurken de birçok kez kahkaha attım. Kinbote’nin alakasız, hatta bazen silmeyi unuttuğu cümleleri beni çok eğlendirdi.
|
|
Borges ve Calvino’ya değinmeden metakurgudan bahsedilemeyeceğinin farkındayım. Her Calvino okumamda oldukça etkilensem de yazarla aramızda sanki aşamadığımız bir mesafe var. Borges ise kendimi hiçbir zaman anlatmaya yetkin hissetmeyeceğim bir dünya. Borges okumak, egzotik bir ormanda dolaşmaya benziyor. Bu ekosisteme hâkim olmayabilirsiniz; her an tuhaf, ürkütücü ya da şaşırtıcı bir şeyle karşılaşabileceğiniz bir ortamdasınızdır. Ama orman öyle güzeldir ki… Endişelenmeyi bırakır, kendinizi bu büyüleyici doğaya teslim edersiniz. Ormanla bir olur, düş mü gerçek mi olduğu belli olmayan uykulara dalarsınız. Borges’in kurmacasında sınırlar esnedikçe esner, ama asla kopup elinizde kalmaz. Tüm edebiyatı kucaklayan, dahası onu bir arada tutan bir iplik ağı gibidir. Bu ağ, her şeye dokunur ama sıkıp boğmaz; varlığı zarif, dokunuşu neredeyse belirsizdir. Onun edebiyatı, hem geçmişe hem de geleceğe uzanan bir sonsuzluk hissi verir.
|
|
Son dönemlere bakarsak Rachel Cusk’ın yazdıklarının tam anlamıyla metakurguyla bağını kurmak zor olsa da, yazarın ‘yok edilmiş bakış açısı’ olarak tanımladığı şey metakurguya yakın geliyor bana. Bu yüzden daha çok okumak istediğim yazarlardan biri.
|
|
Metakurgu, bu bülteni yazan kişinin çenesini düşürdü. Okurken fark edin: Siz de bu bültenin bir parçasısınız. Bu bülteni okuyan sizsiniz, ama belki de sizin deneyiminizi betimleyen bülten, başka bir okurun elindedir.
|
|
hotoz
Kadınların süs için saçlarının üstüne taktıkları, çeşitli renk ve biçimde yapılmış küçük başlık. Tavus kuşu, tavuk vb.nin başında bulunan tüyler.
Bu özellikler ve kır düşmüş saçları hotozu olan bir deniz kuşunun hafif muzip görüntüsünü veriyordu ona.
— Rachel Cusk, Çerçeve
|
| |
| Haftanın Kelimesi |
|
|
|
|
|
Kaçıranlar İçin
|
|
Dilin vicdanı
|
|
Bülteni beğendiyseniz, bir arkadaşınıza önerebilirsiniz.
|
|
Okuduğunuz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere.
|
|
|
|
|
|
Leave a Reply