|
Duvardaki Felsefe: Muz ve Bant — Sanat mı? Saçmalık mı? Şaka mı?
|
|
Cattelan’ın meşhur eseri Komedyen, bir kez daha yendi. Evet, dördüncü kez. Duvara koli bandıyla yapıştırılmış gerçek bir muzdan ibaret eser, sanat dünyasının en çok konuşulan parçalarından biri. Muz yenmese bile zamanla çürüyor ve yenilenmesi gerekiyor. Eserin yanında gelen kılavuzda muzun nasıl bantlanacağı adım adım tarif ediliyor, her edisyon için bir orijinallik sertifikası veriliyor. Komedyen, kavramsal sanat örneği. Yani değeri, muzda ya da bantta değil, fikrin kendisinde. Hatta bir felsefe biçimi olduğu da iddia edilebilir.
|
|
Hepimiz bir muzu duvara bantlayabiliriz ama hepimiz birer Cattelan mıyız? Sanmıyorum. Cattelan’ın Komedyen’den önceki işlerine de bakmanızı öneririm. Eleştiri ve ironiyi ustalıkla kullanan, çağdaş sanatın en yetenekli provokatörlerinden biri. Yani tam da bu yeteneği sayesinde, herkesin yapabileceğini düşündüğümüz bir şeyi sanat adı altında yapma hakkını kendinde bulabiliyor. Komedyen’in asıl gücü, bu absürtlüğü bir sistem eleştirisine dönüştürebilmesinde yatıyor.
|
|
Yazar Ölmedi Ama Artık Tanrı da Değil
|
|
Roland Barthes 1967’de kaleme aldığı Yazarın Ölümü isimli makalesini “Okurun doğumu ancak yazarın ölümü karşılığında olacaktır,” diyerek bitirir. Barthes’a göre yazarın niyeti, hayatı, psikolojisi gibi kişisel unsurları metni anlamanın anahtarı olarak görmek yanlıştır. Anlam, yazarda değildir; okurla birlikte, her okumada yeniden doğar. Bugün bu yaklaşım çoğunluk tarafından benimsenmiş görünüyor.
|
|
Ancak bir yandan da yazarlar, sanki gömüldükleri yerden yeniden çıkmış gibiler. Günümüzde yazar ne mutlak bir otorite ne de tamamen silinmiş bir figür. Özellikle feminist, queer, postkolonyal edebiyatta yazarın kimliği metnin bağlamı hâline geliyor: kadın olmak, siyah olmak, azınlık ya da queer olmak artık yalnızca dışsal bir etiket değil, anlatının bir parçası.
|
|
Yazarın ölümü değil, dönüşümü söz konusu. Kimliğini gizlemek yerine metinle hemhâl olan, anlatının içinde bir duruş olarak varlığını sürdüren bir yazardan söz ediyoruz.
|
|
Peki sizce anlam, yazıldığında mı başlar, okunduğunda mı?
|
|
Bir Propaganda Aracı Olarak Tarih ve Sanat
|
|
Normandiya Dükü William’ın 1066’daki İngiltere fethini tasvir eden 11. yüzyıl yapımı Bayeux İşlemesi’nin 2026’da British Museum’da sergileneceği haberi sanat çevrelerini heyecanlandırdı. Bu işleme, William’ın taht iddiasını meşrulaştırmak ve savaşını haklı göstermek için yapılmıştı, yani hikâyeleştirilmiş bir propaganda aracıydı.
|
|
İşin ilginci, işlemenin yüzyıllar sonra Naziler tarafından da benzer amaçlarla kullanılmak istenmesi. Geçtiğimiz aylarda Almanya arşivlerinde işlemenin kayıp bir parçası bulundu. Nazi rejiminin mitolojik tarih üretim merkezi Ahnenerbe, Bayeux İşlemesi’ni Aryan ırkının üstünlüğünü kanıtlayan bir obje olarak kullanmayı planlamıştı. Normanları, modern Almanların ataları olarak sunmak istiyorlardı.
|
|
Parçanın çalınış biçimi ve işlemenin propaganda malzemesine dönüşme süreci hâlâ belirsizliğini korusa da; eser, tarihin nasıl bilinçli biçimde manipüle edilebileceğine dair çarpıcı bir örnek olarak karşımızda duruyor.
|
| ❝ |
| |
|
Ego kırılacak Beden kırılacak Kalp kırılacak Her şey kış ışığı gibi kırılacaktır ki Yeni bir başlangıç olsun
|
| |
| Lale Müldür, Kriz Zamanında Naat |
|
|
|
|
|
Okuma Masam: Dönüşümlerden Dönüştüren Yolculuklara
|
|
Ali Artun ve Nursu Örge’nin derlediği, İletişim Yayınları’ndan çıkan Çağdaş Sanat Nedir? Modernlik Sonrasında Sanat kitabı, çağdaş sanatı tarihsel, toplumsal ve politik açılardan tartışıyor. Kitaptaki her görüşe katılmasam da, zihni tetikleyen bir okuma olduğu kesin.
|
|
Bir diğer güncel kavram: dönüşüm. Hayatın her alanında bu kadar hızlı bir dönüşümün yaşandığı başka bir dönem oldu mu, olacak mı, emin değilim. Sanat da değişiyor, mekânları ve sergileme biçimleri de. Bu bağlamda Necla Rüzgar’ın Ütopya Yayınevi’nden çıkan Sanat Tarihine Yön Veren Sergiler kitabı ilgimi çekti.
|
|
Ve sonunda… yıllardır önerilmesine rağmen elimin bir türlü gitmediği Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’na başladım. Joseph Campbell’in klasikleşmiş eseri, Kabalcı Yayınları’ndan Sabri Gürses’in çevirisiyle elimde. Bölüm başlıkları ve işlenen motifler dikkat çekici. Sandığımdan çok daha akıcı.
|
|
halas etmek (eylemek)
Kurtarmak.
Sana inancımız sonsuzdur büyük Allahım. Ne kusur ettik, ah bir bilsek… Senin yarattığın yırtıcı kurda kuşa bile merhametimizi eksik etmedik. Biz kendi halimizde insanlarız, bu imtihanı tez bitir. Çaresizliğin kızgın çölünde daha ne kadar kavrulacağız, neyimiz var neyimiz yok senin yolundadır. Bir işaretin olsun bize… Civan oğlumun derdini hiç olmazsa bana vereydin… Yok, sen bilirsin, sen bilirsin, estağfurullah, bizi halas et… Bu cuma yine Eyüp Sultan’a adağa gideceğim. Rabbim biz, sen de bilirsin, haramdan yalandan uzak insanlarız, bizi halas et bu dertten.
— Füruzan, Sevda Dolu Bir Yaz
|
| |
| Haftanın Kelimesi |
|
|
|
|
|
Kaçıranlar İçin
|
|
Sanata müdahale, açık yapıt ve doğu felsefesindeki kopyalama kavramı üzerine bir deneme
|
|
Politik doğruculuğun müzeler üzerindeki etkisine dair bir yazı
|
|
Bülteni beğendiyseniz, bir arkadaşınıza önerebilirsiniz.
|
|
Okuduğunuz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere.
|
|
|
|
|
|
Leave a Reply