|
Dikey Diziler, Kısalan Dikkat ve Yorgunluk Toplumu
|
|
Artık diziler büyük ekranlar için değil, cep telefonları için üretiliyor. Çin’de yalnızca birkaç dakikalık bölümlerden oluşan dikey diziler, 2024’te 6,9 milyar dolarlık gelirle sinema gişelerini geride bıraktı. Türkiye’de de bu formata yatırım yapılıyor.
|
|
Dikey dizi yalnızca yeni bir eğlence biçimi değil, izleme alışkanlıklarımızın ve zamanla kurduğumuz ilişkinin değişiminin de simgesi. Geleneksel sinema ve televizyon, izleyencilerin uzun süreli dikkatini varsayar: karakterler tanıtılır, mekânlar kurulur, olay yavaş yavaş açılır. Oysa dikey dizi izleyicisine anında bir kanca atıyor. Çünkü ilgiyi çekemezse ekran hızla kaydırılıyor. TikTok, Reels veya Shorts kültürüyle aynı mantık: hızlı, çarpıcı, kolay tüketilebilir.
|
|
Araştırmalar yeni kuşağın dikkat süresinin giderek kısaldığını gösteriyor. Microsoft’un raporuna göre ortalama dikkat süresi 12 saniyeden 8 saniyeye düştü. Deneyimlerimiz de bunu doğruluyor. Uzun yazıları okumakta, filmleri baştan sona izlemekte zorlanıyoruz. Sosyal medyanın kaydırmalı akışı beynimizi kısa, hızlı ve sürekli ödüllendirilen döngülere alıştırıyor. Her yeni ses, görüntü ve hikâye, hemen ardından yenisiyle yer değiştiriyor.
|
|
Filozof Byung-Chul Han, modern insanın sürekli performans baskısı altında yaşadığını, tükenmişliğin bu yüzden çağın en büyük salgınına dönüştüğünü söyler. Dikey diziler de bu kültürün aynasıdır: üretim hızlı, tüketim hızlı, haz da kısa ömürlü. Yavaşlamaya, derinleşmeye, sabırla bir hikâyeye bağlanmaya fırsat yoktur. Bu yüzden dikey dizi yalnızca bir televizyon alternatifi değil, Han’ın tarif ettiği yorgunluk toplumunun kültürel tezahürüdür. Ona göre bugünün zaman krizi hızlanmadan değil, zamanın ritminin bozulmasından kaynaklanır. Zaman artık düzenli akmaz, insanlar ânı tam olarak yaşayamaz hale gelir, bu durum kimliklerin ve yaşamın parçalanmasına yol açar. Modern teknoloji ve internet insanı yeryüzünden uzaklaştırır, mekân ve deneyimler anlamını yitirir. Hedefe odaklı hızlı hareket, yol ve süreçleri değersizleştirir. Dijital ortamda yön ve öncelik yoktur, her şey rastgele ve yüzeyseldir. Ürünler ve bilgi sürekli yenilenir, hiçbir şey uzun süre kalıcı değildir. Şimdiki zaman küçülür ve her şey şimdiye itilir; bu da dikkati sürekli azalan insanın yüzeysel bir yaşam sürmesine neden olur.
|
|
Dijital Çağ ve Çevrim İçi Edebiyat
|
|
Pisagor’un öngördüğü “her şey sayılar hâline geliyor” çağını yaşıyoruz. Dijitalleşme, toplumsal örgütlenmeyi etkiliyor, insan varoluşunu benzeri görülmemiş bir şekilde yeniden yazıyor.
|
|
Tarih boyunca edebiyat hep yeni iletişim biçimlerinden etkilenmiştir: gazetelerde tefrika edilen romanlar, radyo oyunları, televizyon uyarlamaları… Şimdi de sıra mikro anlatılarda. Dikey dizinin iki dakikalık bölümü, öyküde flash fiction ya da mikro hikâyenin görsel karşılığıdır. Daha kısa cümleler, hızlı açılan sahneler, anında merak uyandıran girişler… Belki geleceğin romanı yüz sayfa değil, yüz klipten oluşacak.
|
|
Ama bu dönüşüm yalnızca tehlike değil, bir imkân da taşıyor. Hikâyenin demokratikleşmesi, herkesin cep telefonuyla üreticiye dönüşmesi, yeni kuşak sanatçılar için büyük bir fırsat. Bir işçi mesaisinden arta kalan zamanda yazdığı online romanla okurlarına ulaşıp para kazanabiliyor.
|
|
Çevrim içi edebiyat, interneti üretim aracı olarak kullanan ve yazarla okuyucuyu internet aracılığıyla bağlayan, anlık erişim ve etkileşim gibi iki benzersiz özelliğe sahip yeni bir edebiyat biçimi. Çin Sosyal Bilimler Akademisi’ne göre, Çin’deki internet kullanıcılarının yarısı (yaklaşık 455 milyon kişi) şehir romantizmi, bilim kurgu ve fantastik türlerdeki edebî eserleri çevrim içi okuyor. Küçük şehirlerde yaşayanlar kaçış fantezilerine yönelirken, büyük şehirlerde self-help türleri popüler.
|
|
Geleneksel roman hâlâ değerli ama online platformlarda yayınlanan web romanları hızla yükseliyor. Popüler türler: aşk, fantastik, mistik gerilim, gençlik hikâyeleri… Özellikle fantastik ve tarihsel kurgular mobil okuyucular arasında çok tutuluyor. Bazı web romanlar TikTok/Shorts tarzı dizilere uyarlanıyor, medya formları ve edebiyat iç içe geçiyor. Genç yazarlar doğrudan takipçileri için yazıyor, klasik yayınevlerinin rolü azalıyor.
|
|
Gelecekte Dostoyevski okunacak mı?
|
|
Gelecek kuşaklar belki Suç ve Ceza’yı kısaltılmış, grafik roman, dizi uyarlaması ya da interaktif uygulamalar üzerinden tanıyacak. Yine de orijinali okumak bir tür ayrıcalık, hatta direniş hâline gelebilir.
|
|
Gelecekte iki kültürün yan yana var olacağı bir manzara mümkün. Tıpkı bugün herkesin fast food yemesine rağmen iyi mutfak kültürünün de devam etmesi gibi, Suç ve Ceza da edebiyatın yavaş mutfağı olarak kalacak. Hızlı içeriklerin hükmettiği bir gündelik akış, yanında hâlâ derinliğe açılan kitaplar, filmler, diziler…
|
|
Suç ve Ceza’yı gelecekte okumak, sadece bir roman deneyimi değil, bir zamana direnme biçimi de olacak. Hız kültüründe, bir romanı sabırla bitirmek kendi başına bir eylem, bir felsefi duruş hâline gelebilir.
|
| ❝ |
|
|
Çarşılarda erkek adları söylenir kadınlar gizli
Sana kim taktı bu sorumluluğu kadınsın
Nerden aldın “olmaz”ları o “geçilmez”leri
Bir yanından — senin değil öbür yanın — geçiyorum
Gülten Akın, Sorumlu Kadın
|
|
|
|
|
|
Okuma Masamdan: Jenny Erpenbeck’le Barışma
|
|
Geçen sene Jenny Erpenbeck’in Booker ödüllü Kairos kitabını okumuş ancak beğenmemiştim. Booker ödülünün benim için olumsuz bir kriter olduğunu da belirtmem gerek. Erpenbeck’in aldığı övgüler ve ona dair bilgileri okuduktan sonra yazar epey merakımı uyandırmıştı. Edebî bilgisine ve zevkine çok güvendiğim biri tavsiye edince Gölün Sırrı isimli ilk kitabına başladım.
|
|
Kitap öyle hızlı aktı gitti ki, alt metni kaçırmamak adına kendimi bilinçli olarak yavaşlattım. Bir ilk kitabın bu kadar derinlikli ve damıtılmış yazılması büyük bir beceri. İki kitabın yazarının aynı olduğuna ihtimal vermeyeceğim bir tarz. Çevirmen Dilek Zaptçıoğlu’nun dili de çok akıcı. Kairos’un Türkçesine de pek ısınamamıştım.
|
|
Almanya tarihinin bir bölümünü gölün kıyısındaki bir ev üzerinden okuyoruz. Mekân aynı kalıyor; insanlar, vahşet ve acılar değişiyor. Bizi hikâyeye bağlayan bir çapa olarak Bahçıvan karakteri kullanılıyor. Bu karakter bizleri de sembolize ediyor diye düşünüyorum: şahit ve edilgen… Parçalı anlatımdan okur bir bütün yaratıyor ancak bu bütün yaratılmasa bile parçalar yeterli şeyi söylüyor.
|
|
delimsirek
Delice
Delimsirek rüzgâr diner dinmez, Yelnehir’in iflahını kesmeye hazırlanan yağmur hükümranlığını ilan etmiş, saatlerdir gücünü dayatıyordu. Geceydi hâlâ. Çıfıt bir karanlık.
— Jale Sancak, Fırtına Takvimi
|
|
| Haftanın Kelimesi |
|
|
|
|
|
Kaçıranlar İçin
|
|
Wagner ve cancel kültürü: sanatsal deha ve tartışmalı miras
|
|
Bülteni beğendiyseniz, bir arkadaşınıza önerebilirsiniz.
|
|
Okuduğunuz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere.
|
|
|
|
Leave a Reply