|
Tarihlere yanlışlıkla hâlâ eski yılı yazdığımız o günler geldi.
|
|
2026’nın ilk saatlerinde, dünyanın en muhafazakâr kurumlarından biri olan Viyana Filarmoni Orkestrası’nın Altın Salon’daki o meşhur konserini izlerken bir şeyi fark etmemek imkânsızdı. Değişim, en kalın duvarlardan bile sızıyor.
|
|
Bilmeyenler için hatırlatayım, Viyana Filarmoni, geleneklerine ölümüne sadık olmasıyla bilinir. Kadın müzisyenleri orkestraya kabul etmeleri bile 90’ların sonunu bulmuştu. Sahnede genellikle yaşlı, ağırbaşlı, heteronormatif kalıplara sıkı sıkıya bağlı Orta Avrupa ekolünden gelen ve nispeten dokunulmaz şefleri görmeye alışkınızdır. Ancak 2026’yı karşılarken o kürsüde Kanadalı şef Yannick Nézet-Séguin vardı.
|
|
Nézet-Séguin, salonun alışılmış havasına inat; sadece genç enerjisiyle değil, açık eş cinsel kimliği, kulağındaki küpesi ve parmaklarındaki ojeleriyle de oradaydı. Üstelik orkestra, tarihinde nadir görülen bir adımla repertuvarına kadın bestecilerin eserlerini dahil ederek, valslerin ve polkaların o erkek egemen dünyasına ince bir ayar çekti. Meşhur Radetzky Marşı sırasında Yannick’in sahneden inip seyircilerin arasına karışması, o yüksek sanat mesafesini sıfırlayıp kalabalığı coşturması görülmeye değerdi. O an salonda yükselen alkışlar sadece bir ritim tutma değildi; tutucu bir geleneğin, değişimi bağrına bastığının, karşılıklı bir onay mührüydü.
|
|
Eğer 184 yıllık bir kale olan Viyana Filarmoni bile; ojeli, kuir ve sınır tanımayan bir şefle bütünleşip 2026’nın ruhuna adapte olabiliyorsa, bizim “Böyle gelmiş, böyle gider,” deme lüksümüz kalmış mıdır?
|
|
2026, radikal değişimlerin yılı olacak gibi duruyor. Yine de değişiklik karşısındaki tavrımız belirleyici. Viyana bize gösterdi ki; bu değişim geçmişi silip atmak değil, Yannick'in seyircinin arasına daldığı gibi, cesaretle kucaklaşmak demek.
|
|
Hazırsanız, bu yıl bizi bekleyen diğer değişim dalgalarına bakalım…
|
|
2026: Uzayda Kılıçların Çekildiği Yıl
|
|
İnsanlık tarihi boyunca sömürgecilik ve yayılma arzusu hep yatay bir düzlemde, okyanuslar ve kıtalar üzerinde ilerledi. Ancak bugün paradigma tamamen değişmiş durumda. Artık kolonileşme yeryüzünde değil, gökyüzünde gerçekleşiyor. Bu yeni çağda sınırlar haritalarla değil, yörüngelerle çiziliyor.
|
|
İnsanlığın gezegen üzerindeki etkisi artık jeolojik boyutlara ulaştı. Öyle ki, Çin’in inşa ettiği devasa barajlar, tuttukları muazzam su kütlesiyle Dünya’nın kütle atalet momentini etkileyerek gezegenin dönme hızını yavaşlatıyor.Yeryüzünün fiziğiyle bu denli oynayabilen güçler, gözlerini şimdi daha yükseğe dikmiş durumda.
|
|
Kafamızı kaldırıp gökyüzüne baktığımızda ise manzara artık eskisi gibi değil. Elon Musk’ın Starlink uyduları ve özel uzay girişimleri, binlerce yıldır insanlığa rehberlik eden yıldızların görüntüsünü değiştiriyor. Herkesin hakkı olan uzay boşluğu, artık özel şirketlerin ve süper güçlerin parsellediği bir ticari ve askerî sahaya dönüşüyor.
|
|
Bu rekabetin en gizemli cephesi ise Ay. Çin, Ay’ın Dünya’dan görünmeyen karanlık yüzüne düzenlediği seferlerle burada stratejik bir üstünlük kazanıyor. Bu bölgedeki faaliyetler, sadece bilimsel bir merak değil, geleceğin enerji kaynaklarına ve uzay madenciliğine kimsenin görmediği bir yerden sahip olma yarışı.
|
|
Ancak asıl tehlike, bu rekabetin askerî bir çatışmaya dönüşme ihtimali. 2026 yılı, uzaydaki askerî rekabetin zirveye çıkacağı kritik bir eşik olarak görülüyor. Donald Trump, ABD Uzay Kuvvetleri için %40’lık devasa bir bütçe artışı talep ederek niyetini açıkça belli etti. Trump’ın vizyonu, Golden Dome (Altın Kubbe) adı verilen ve ABD'yi uzaydan gelebilecek tehditlere karşı koruyacak devasa bir füze savunma kalkanı inşa etmek.
|
|
Diğer yanda ise Rusya, oyunun kurallarını bozmaya hazırlanıyor. Rusya’nın, 1967 Dış Uzay Anlaşması’nı açıkça ihlal ederek, yörüngedeki uyduları topluca yok edebilecek nükleer tabanlı bir silah geliştirdiğinden şüpheleniliyor. Böyle bir silahın kullanımı, sadece askerî hedefleri değil, küresel iletişimi ve ekonomiyi bir anda karanlığa gömebilir.
|
|
Uzay, yeryüzündeki hırsların ve çatışmaların yeni arenası hâline geldi. Savaşlar artık siperlerde değil, atmosferin hemen üzerinde, sessiz ve karanlık boşlukta kurgulanıyor.
|
|
Biyolojik Sınırların İhlali: Enhanced Games
|
|
İnsan performansının sınırları, doğal yetenekle değil, kimyasal müdahaleyle yeniden çiziliyor. Peter Thiel gibi teknoloji milyarderlerinin finansal gücüyle desteklenen Enhanced Games (Geliştirilmiş Oyunlar), spor tarihinin en tartışmalı deneyine dönüşmek üzere. Bu organizasyon, performans artırıcı ilaçların yasaklandığı değil, aksine teşvik edildiği; dünya rekoru kıranlara servet değerinde ödüllerin vaat edildiği bir arena.
|
|
Bu tablo, popüler kültürün karanlık hicvi The Boys dizisini ürkütücü bir şekilde gerçeğe dönüştürüyor. Dizideki Vought şirketi nasıl Compound V maddesiyle süper kahramanlar yaratıp onları birer laboratuvar ürününe ve pazarlama nesnesine dönüştürdüyse, Enhanced Games de sporcuları birer biyolojik denek haline getiriyor.
|
|
Bu durum, toplumda yepyeni ve tehlikeli bir uyuşturucu kültürünün kapılarını aralayabilir. Spor otoritelerinin ve doktorların tüm sağlık uyarılarına rağmen, bu organizasyon doğal insan kavramını yetersiz ve sıkıcı, ilaçlı insanı ise ulaşılması gereken bir ideal olarak sunuyor.
|
|
Tıpkı The Boys’taki karakterlerin güce ve ilaca duyduğu hastalıklı ihtiyaç gibi, toplum da kendi biyolojik sınırlarını aşmayı bir hak, hatta bir zorunluluk olarak görmeye başlayabilir.
|
|
Enhanced Games; sporun geleceği değil, insan biyolojisinin metalaştırıldığı ve damarlardaki kimyasal kokteyllerin yetenekten daha çok alkışlandığı distopik bir çağın başlangıcı gibi duruyor.
|
|
144 Yıllık Rüya Gerçek Oluyor: Sagrada Familia Neden Şimdi Bitiyor?
|
|
Güneşin vitraylardan süzülüp içeride masalsı bir renk dansına dönüştüğü o mekân… Benim için daha güzeli varsa da bilmek istemediğim dünyanın en eşsiz mabedi… Sagrada Familia’nın ana silüeti nihayet 2026’da tamamlıyor.
|
|
Antoni Gaudí, “Müşterimin (Tanrı'nın) acelesi yok,” dediğinde, inşaatın 140 yılı aşacağını tahmin ediyor muydu bilinmez ama o gün nihayet geliyor. Barselona'nın simgesi Sagrada Familia’nın silüeti, mimarının ölümünün 100. yılında, 2026’da tamamlanıyor.
|
|
Peki neden bu kadar uzun sürdü? İspanya İç Savaşı’nda Gaudí’nin orijinal planlarının yakılması, finansmanın sadece halkın bağışlarına bağlı olması ve araya giren pandemi süreci… Ancak modern teknoloji ve robotik taş kesimi, biraz da olsa açığı kapattı.
|
|
2026’da İsa Mesih Kulesi’nin tamamlanmasıyla yapı dünyanın en yüksek kilisesi ünvanını alacak. Dekoratif detaylar 2030’lara kalsa da, Gaudí’nin yarım kalan şarkısı 2026’da final notasına ulaşıyor.
|
|
Uçan Arabalar (eVTOL): Hava Taksileri Dönemi Başlıyor
|
|
Uçan araba terimi biraz yanıltıcı olabilir; tekerlekleri olan ve havalanan arabalardan ziyade, elektrikli, sessiz helikopterlere benzeyen hava taksileri (eVTOL) geliyor.
|
|
Dubai, 2026 yılı itibarıyla Joby Aviation ile anlaşmalı olarak dünyada hava taksi hizmetini ticari olarak başlatan ilk şehirlerden biri olmayı hedefliyor. Havaalanı ile şehir merkezi arası 45 dakikalık yol, 10 dakikaya inecek.
|
|
Paris Olimpiyatları’nda yapılan demo uçuşların ardından, 2026’da Avrupa ve ABD’de sınırlı rotalarda sertifikalı yolcu taşımacılığı başlıyor.
|
|
İlk etapta Uber Black’ten daha pahalı, helikopterden daha ucuz olacak. Yani henüz herkes için değil, üst segment ulaşım için.
|
|
İnsansı Robotlar: Yeni Mavi Yakalılar
|
|
2026, robotların sadece dans ettiği videoları izlediğimiz değil, fabrikalarda işe başladıklarını gördüğümüz yıl olacak.
|
|
Tesla’nın Optimus’u, Figure AI ve Agility Robotics gibi firmaların robotları; BMW, Amazon ve Mercedes fabrikalarında deneme süresini bitirip gerçek vardiyaya başlayacak. Kutu taşıma, parça montajı gibi tehlikeli ve sıkıcı işleri devralacaklar. Robotlar artık sadece kodlanan hareketi yapmıyor. ChatGPT benzeri dil modelleri sayesinde, “Şu elmayı al ve bana ver,” dediğinde ne yapacağını anlayıp kendi planını çizebiliyor.
|
|
2026’da tam donanımlı bir Robotuşak’ın evlere girmesi zor. Ancak bu teknolojinin basitleştirilmiş versiyonları lüks segmentte satışa çıkabilir. Ancak uyarayım, benim gibi tez canlıysanız, satın almadan önce açıp bir videosunu izleyin. O kadar yavaşlar ki, ben izlerken bile robotu tutup balkondan aşağı fırlatmak istedim.
|
|
Geleceği Okumakta Ne Kadar İyiyiz?
|
|
1998 yılında, Bill Clinton azil süreciyle uğraşırken ve sinemalarda Titanic rüzgarı eserken; Gallup ve USA Today, sabit hatlı telefonlar üzerinden 1.055 Amerikalıya uzak bir geleceği, yani 2025 yılını sordu.
|
|
Neyi Bildiler?
|
|
1998’deki katılımcıların çoğu şaşırtıcı derecede doğru öngörülerde bulundu. Siyahi bir başkan seçileceği, eş cinsel evliliğin yasal ve yaygın olacağı, ölümcül yeni bir hastalığın ortaya çıkacağını öngördüler. Sıradan insanlar için uzay seyahatinin yaygınlaşmayacağı ve uzaylılarla temas kurulmayacağı doğru tahmin edildi. Katılımcıların toplumsal yapıya dair endişeleri büyük oranda doğrulandı. Çoğunluk zenginler için hayatın iyileşeceğini, yoksullar içinse kötüleşeceğini öngördü. 10 kişiden 8’i kişisel gizliliğin azalacağını, %57’si ise kişisel özgürlüklerin kısıtlanacağını tahmin etti. Ayrıca suç oranlarının artacağı ve çocuk yetiştirmenin zorlaşacağı görüşü hakimdi.
|
|
1998 sonbaharında Amerikalıların %60’ı ülkedeki gidişattan memnundu. Bugün bu oran sadece %24.
|
|
Neyi Bilemediler?
|
|
Maalesef bazı umutlar ise gerçekleşmedi. Halkın üçte ikisi, 2025’e kadar bir kadın başkan seçilmiş olacağını düşünüyordu. Katılımcıların yarısından fazlası kanser tedavisinin bulunacağını bekliyordu. Katılımcıların %61’i insanların rutin olarak 100 yaşına kadar yaşayacağını öngörmüştü.
|
| ❝ |
| |
|
Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum.
…
Didem Madak, Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum
|
|
|
|
Okuma Masam: Ölüm, Sanat ve İpotekli Hayatlar
|
|
Bu hafta övgülere ve yazılanlara aldanıp Fatma Nur Kaptanoğlu’nun Babam, Ev ve Yumurta Kabukları isimli kitabını dinledim. Edebiyat dünyasının büyük kısmının o meşhur “al gülüm ver gülüm” felsefesi üzerine kurulu olduğuna inancım bir kat daha arttı.
|
|
Neyse ki imdadıma hemen ardından başladığım İsmail Gezgin’in Sanatın Mitolojisi yetişti de ruhum biraz ferahladı. Belki yepyeni şeyler söylemiyor ama meseleleri ele alış biçimi ve üslubu o kadar lezzetli ki, işaretlediğim şu satırları paylaşmadan geçemedim:
|
|
“… Ürettiği kültür ürünleri insanın biyolojik gereksinimleri için yeterliyken, zihinsel kimi sorunları çözmekte başarılı değildi. Nitekim insanın aletle çözülemeyecek soyut, ontolojik sorunları vardı. Düşlediği hayatı yaşayamıyordu, sonlu bedende sonsuz yaşama dahil olamıyordu. Bu çelişkiden kaynaklanan kendini bilme ihtiyacı her seferinde ölümle sonlanıyordu. Bilen ölümü biliyordu ve ölüm yaşam üzerine ipotek koyuyor, yaşayanın yaşamını alıyordu. Bu bilgi insanı yatağından yolundan çıkarıyor, bedeninden geçerek çözümü gaipte anıyordu. Hakikatin yerleştiği yer fizikötesiydi ve bilinen bir form değildi. İnanç yaşamın ötesinde inşa edilen görünmez bilinmez varlığa atfediliyor ve sanat bu varlığa, dünyaya beden biçiyor, görünür kılıyordu. İnsan kendi eliyle ürettiği her sanatsal imgede “kendini bilmenin” arayışı içindeydi. Deneyimlediği hayatın ölümle biten korkunç sonuna karşın sığınabilecek bir başka gerçekliği sanatla üretiyordu. Bu açıklıkta bilinmez, görünmez olan, bilinen ve görünenin görünümünde zuhur ediyordu. Yaşanılandan farklı bir hakikatin varlığına ve onun efendilerine işaret ediyordu. Sanat yoluyla bedenlenerek somutlaşan kayıp hakikat toplumsal normların üretiminde bir payda oluşturuyordu. İnsanların hissiyatını ortak bir paydada toplamayı ve herkesin görebileceği bir yerde sergilemeyi amaçlıyordu. Sanat, inançla birlikte toplumsal normların, değerlerin, daha da önemlisi insanların birlikte yaşamalarımın nedeni, birleştiricisi, yeni kolektif silahıydı. Sanat, bilmekten kaynaklanan ölümün/ sonluluğun sembolize edildiği göbekbağından kaynaklı arkaik ve karanlık korkuyu bastırmanın en temel yolunu oluşturmuş, insanı ortak duygularla bir arada tutan bir görünür dünyaya dönüştü. Düşlediğini yaşayamayan insanın ölümsüzlük düşünün müjdesini inşa etti. Estetik kaygılar ve bireysel ihtiyaçlar için değil, ölümlü olduğu bilgisinden ileri gelen endişelerini bastırmak, ölümsüz bir başka dünyanın inşası için sanatı yarattı insan…”
|
|
asri
Çağdaş, modern.
BTB kaplama
Binaların dış cephelerine görsellik katmak amacıyla kullanılan küçük mozaik camlar.
Pangaltı’dan Dolapdere’ye inen yokuşun başındaki, cephesi BTB kaplı, asrî pencereli, çatısı akan bir apartmanda oturuyorduk.
— Ali Teoman, Alacakaranlık Günce
|
| |
| Haftanın Kelimesi |
|
|
|
|
|
Kaçıranlar İçin
|
|
Vince Gilligan’ın Plur1bus dizisi ve temel sosyolojik kuramlar üzerinden zihnin bireyselliğini tartışan bu yazımda, ben dediğimiz şeyin aslında devasa bir bizin yansıması olup olmadığını sorguluyorum.
|
|
Bülteni beğendiyseniz, bir arkadaşınıza önerebilirsiniz.
|
|
Okuduğunuz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere.
|
Leave a Reply