|
2026’da vizyona girecek Mercy filminde, bir adam masumiyetini kanıtlamak için doksan dakikaya sahiptir. Yargıç bir yapay zekâdır. Adamın tüm verilere erişimi vardır tek yapması gereken suçsuzluğunu ispatlamaktır. Otoriteninse suçu ispatlamasına gerek yoktur.
|
|
Bu kısa bilim kurgu özeti çoğumuz için tanıdık bir senaryo. Adalet sisteminin layıkıyla çalışmamasının yanı sıra faili olmasak bile seyircisi olduğumuz bir sistemden de biliyoruz bu duyguyu: Linç kültürü. Bugün yargılamalar sadece mahkeme salonlarında yapılmıyor.
|
|
Linç Kültürü Bir Adalet Biçimi Değil, Bir Hizalama Mekanizmasıdır
|
|
Linç kültürü çoğu zaman adalet duygusuyla savunulur. Oysa işlevi adalet dağıtmak değil, davranışları hizaya sokmaktır. Kim konuşabilir, ne zaman konuşabilir, hangi kelimelerle konuşabilir? Linç, bu sınırları çizer.
|
|
Linç edilen kişi hukuki olarak olmasa bile, kültürel olarak suçlu olabilir. Yanlış yerde durmuş, yanlış tonda konuşmuş, yanlış zamanda susmuştur. Suç, bazen yapılan şeyden çok onun nasıl algılandığıdır. Algı ise çoğu zaman bağlamdan değil, kalabalığın ruh hâlinden beslenir.
|
|
Linç kültüründe çoğunlukla taraf olmayan da linç edilir. İnsanlar genellikle bilmedikleri konularda konuşur, bildikleri konularda susar.
|
|
Linç kültürü yavaşlığa tahammül etmez. Çünkü yavaşlık, kesinliği bozar.
|
|
Bu sistem öfkenin yanında güçlü bir tatmin barındırır. Ahlaki üstünlük hissi, doğru tarafta olma sarhoşluğu, kalabalığın parçası olmanın güveni… Başkasını suçlarken kendi hatalarımızdan, kendi sessizliklerimizden, kendi çelişkilerimizden geçici olarak kurtuluruz. Linç, çoğu zaman adalet arayışı değil, bir rahatlama biçimidir.
|
|
Bu mekanizma yalnızca bireyleri değil, kolektif davranışı da düzenler. Linç edilen kişi bir örnek hâline gelir, geri kalanlar için sessiz bir uyarı işlevi görür. Böylece mesele tekillikten çıkar, toplumsal bir disiplin aracına dönüşür.
|
|
Masumiyet Performansı
|
|
Bugün masum olmak yetmez. Masumiyetin görünür, ikna edici ve doğru biçimde sergilenmesi gerekir. Suçsuzluk, sessizce var olan bir hâl değil, sürekli kanıtlanması gereken bir iddiadır.
|
|
Bu iddia belli kurallara tabidir. Doğru hızda konuşmalısın. Doğru platformu seçmelisin. Duygu ayarında olmalı. Çok sakin olmak şüphelidir, yeterince üzülmediğin düşünülür. Çok duygusal olmak manipülasyon olarak okunur. Kelimelerin, mimiklerin, hatta suskunluğun bile denetlenir.
|
|
Masumiyet böylece bir iç durum olmaktan çıkar, bir performansa dönüşür. Sözde adalet, hakikatin değil sunumun kalitesine bakar.
|
|
Affın Askıya Alındığı Bir Hafıza
|
|
İnsan değişse de ekran aynı kalır bu yüzden linç kültüründe iyi hâl indirimi de pek olmaz. Dijital hafıza affetmez.
|
|
Bu yüzden linçte ceza bitmez. Özür yeterli değildir, zaman iyileştirmez. Suç, sürekli güncellenir.
|
|
Affın mümkün olmadığı bir yerde adalet var mıdır?
|
|
Bizim Payımıza Düşen
|
|
Adalete güvenin zedelendiği yerde, başka aksiyon mekanizmaları rahatlatıcı görünebilir. İnsan, karşılıksız kalmış öfkesini bir yere bırakmak ister. Hesap sorulamayan yerde, infaz cazip hâle gelir. Bu anlaşılırdır. Ama aynı zamanda tehlikelidir.
|
|
Çünkü emin olmasak bile taraf olmak zorunda hissederiz. Bilgi eksiktir, bağlam kırpılmıştır, gerçek henüz netleşmemiştir; yine de duramayız. Taraf tutmak, düşünmekten daha hızlıdır. Sessizlik ise çoğu zaman suçla eş değer sayılır. Böylece kanaat, bilginin yerini alır.
|
|
Elbette her rezalet bir algı operasyonu değildir. Manipülasyon kavramını her şeyin üstüne örtmek, başka bir kolaycılıktır. Yine de öfkeli kitlelerin bu kadar hızla örgütlenebilmesi, bu kadar kolay yön değiştirebilmesi, bu kadar güçlü hâle gelmesi korku uyandırıcıdır. Gücün nerede toplandığını artık kestirmek zordur.
|
|
Bugün ortak zeminler yok. İktidar artık dikey değil, yataydır. Panoptikon yerini omnioptikona bırakmıştır. Herkes herkesi izler. Hepimiz hem gözetleyen hem gözetleneniz. Hepimiz kendi küçük krallıklarımızda, kendi doğrularımızın mutlaklığından konuşuruz. Ama dinlemeyiz. Sadece konuşuruz. Hep konuşuruz. Yorum yaparız, hüküm veririz, teşhis koyarız. Ortaya çıkan şey bir tartışma değil, bir kakafonidir. Ses çoktur, anlam azdır. Gürültü, düşünmenin yerini alır.
|
|
Oya Baydar bir söyleşisinde eleştirel bir tonla “yüce çıkarlar için susmak”tan söz etmişti. Bu tür bir suskunluğun erdem sayılabileceğine ben de inanmıyorum. Ama şunu da sormak gerekiyor: Bu kadar gürültüde, her kafadan çıkan ses gerçekten hakikate yaklaştırıyor mu bizi? Eğer hâlâ bir hakikat varsa.
|
|
Belki de bizim payımıza düşen, hemen konuşmak değil. Hemen hüküm vermek hiç değil. Linçle arasına mesafe koyabilen bir dikkat. Taraf olmadan önce durabilme cesareti. Gürültünün ortasında, kolay olanı değil zor olanı seçmek: Dinlemek.
|
|
Çünkü bazen asıl sorumluluk, sadece ses çıkarmak değil; neye, ne zaman ve nasıl ses çıkardığını bilmektir.
|
|
Bir toplum bu noktaya geldiğinde, artık kimse gerçekten masum değildir. Sadece henüz hedef olmamıştır.
|
|
Bazı Kaynaklar
|
|
Dilara Çolak’ın uzmanlarla linç kültürünü değerlendirdiği kapsamlı videosunu daha önce de önermiştim, yine önereyim.
|
|
Yine bu bağlamda Disclaimer isimli diziden de daha önce bahsetmiştim. Gerçeği değiştirmenin ne kadar kolay olabileceği, toplumsal kodlarımız, kadın cinselliğinin suçluluk ve utançla ilişkilendirilmesi üzerine çok etkileyici bir anlatı. Kadın karakterin kocasıyla hesaplaşma sahnesi aklımdan çıkmıyor. Dizi üzerine spoiler içeren yazım burada.
|
| ❝ |
| |
|
… Bizim kuşağımız, kameralara, medyaya ve paylaşım araçlarına erişimi sayesinde benlik imgesini kendinden önceki herhangi bir kuşaktan daha iyi tanıyor. Ayrıca imgenin dili artık yalnızca uzmanların elinde değil. Hepimiz görüntüleri okumada uzmanız ve imgeler aracılığıyla izleyiciyi nasıl yönlendireceğimizi ve manipüle edeceğimizi biliyoruz.
Melanie Bonajo
|
|
|
|
|
|
Okuma Masam: Okuyamayanlar
|
|
Bu hafta hangi kitaba başladıysam yarım bıraktım. Senenin son kitapları beni sarıp sarmalasın, kendilerini nefes aldırmadan okutsun istiyorum. Belki de zihnim ve ruhum da bir molaya ihtiyaç duyuyor. Bol bol podcast dinliyorum. 2026 projelerim için ilhamlar biriktiriyorum.
|
|
Pablo Neruda’yı çok uzun zamandır okumamıştım. Kitaplığımdan Sıradan Şeylere Övgüler kitabını buldum. Şu aralar içinde bulunduğum ruh hâline de epey uygun. İyi geldi. En sevdiklerimden birini sizinle de paylaşmak istedim:
|
-
BERRAKLIĞA ÖVGÜ
Çam ipleri, iğneler
bıraktı fırtına
çimenlerin üstünde,
bir de rüzgârın kuyruğunda güneşi.
Güdülen bir mavi
kaplar dünyayı.
Ey dopdolu gün,
ey meyvesi
uzayın,
bir kâsedir bedenim
içine şelaleler gibi
ışık ve hava akan.
Dokunurum
deniz suyuna.
Yeşil ateşin
tadı,
geniş ve acı öpücüğünde onun
bu günün yeni dalgaları
saklı.
Çınlayan tepelerde dokurlar
Ağustosböcekleri
altın şallarını.
Hayatın ağzı
öpüyor ağzımı.
Yaşıyorum,
Seviyor
ve seviliyorum.
Kabulümdür
her ne varsa âlemde.
Bir taşın üstüne
oturmuşum:
Onda
oynaşır sular
ve heceleri
ormanın,
beni ziyarete gelen
gölgeli berraklığı
pınarın.
Bir elim
Kırışıkları
bana zamanı ve dünyayı anlatan
sedir ağacında.
Yürüyüp gidiyorum
nehirlerle,
şarkı söyleyerek
nehirlerle,
geniş, taze ve havadar
bu yeni günde,
içime çekiyorum da onu
hissediyorum
göğsümü nasıl doldurduğunu,
gözlerimle nasıl baktığını.
Benim o,
bir günüm ben,
ışığım.
Bu yüzden
yarın yapacaklarım var,
öğle vaktinin işleri.
Yürümeliyim
rüzgâr ve suyla,
pencereleri açmalı,
kapıları kırmalı,
duvarları yıkmalı,
köşeleri aydınlatmalıyım. Oturup kalamıyorum
bir yerde.
Şimdilik hoşça kal.
Yarın
görüşürüz.
Bugün
kazanmam gereken
birçok savaş var.
Bugün incitecek ve bitirecek
çok gölgem var.
Bugün seninle olamam, ışık yükümlülüğümü yerine getirmeliyim:
Gidip gelmek
sokaklar, evler
ve karanlığı yok eden adamlar arasında.
Kendimi
Paylaştırmalıyım
her şey gün ağarana kadar,
her şey berraklık
ve pür neşe olana kadar dünyada.
|
|
Hubbard Ana elbisesi
Brett, Justine'i giymeye alıştığı o çuval gibi elbiselerden biriyle görünce, benim cesaret edemeyeceğim bir şekilde, "Bu da neyin nesi? " diyordu, "Hubbard Ana'nın dolabından mı aldın?" "Hubbard Ana elbisesi", korse giyme zorunluluğuna katlanmamak için Kraliçe Victoria dönemi İngiliz hanımlarının giydiği, bedeni tepeden tırnağa örten bol elbiselere deniyordu.
— Rachel Cusk, Diğer Ev, Çevirmen: Lâle Akalın
|
| |
| Haftanın Kelimesi |
|
|
|
|
|
Kaçıranlar İçin
|
|
Sessiz halk
|
|
Bülteni beğendiyseniz, bir arkadaşınıza önerebilirsiniz.
|
|
Okuduğunuz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere.
|
|
Leave a Reply